14 Ocak 2016 Perşembe

ADI AŞK BÖLÜM 3 PART 8

               Büyük babanın malikanesinde saat 06.30 da gün her sabahki rutin haliyle başlamıştı. Büyük babanın konseri sonrası kızlar okuluna büyük baba koltuğuna oturmuş. Kamburdan haber bekliyordu.
Saat sekize geliyordu. Büyük baba 'Kambur şimdi beni arar'' diye düşündüğü anda telefonu çaldı.'' Kamburdur'' diye düşündü içinden''İyi insan düşünüldüğü zaman ararmış'' diye de sesli düşünerek elini çalan telefonuna attı.Büyük baba yanılmıştı. Arayan Kambur değil oğlu Anıl idi.
              '' Evlat''
              '' Günaydın baba nasılsın''
              '' Sağolasın siz nasılsınız.Eşin nasıl küçük torunum nasıl.''
              '' Sende sağol baba hepimiz iyiyiz çok şükür.''
              '' Sevindim hep iyi olun inşallah''
              '' Babacığım''
              '' Efendim oğlum''
              '' Oğulcanın okulunda pazartesi sınav mı ne varmış Pazartesi için izin vermişler. Oğulcan da izini duyunca. Ben büyük babama gideceğim onu çok özledim dedi durdu. Sıla ile de konuştuk sonra. Bizde hem kızımızı hemde seni çok özledik. Bu fırsat çıkmışken İzmir'e sizi ziyarete gelelim dedik''
              '' Harika olur Anıl bende sizi çok özledim.Gözümde tütüyor burnumda kokuyorsunuz.''
              '' Babam seni çok seviyorum''
              '' Bende seni evlat bende seni''
              '' Ha babacığım bu arada burada bir arkadaşın ile tanıştım''
              '' Arkadaşım mı. Kimmiş o''
              '' Nurettin bey, Pınarın babasıymış''
              '' Nurettin oğlum desene şuna o''
              '' Ha zaten oda Cevher baba diyor başka bir şey demiyor.Kıskandım ha ''
              '' Oğlum dünya bir yana sen ve kardeşin bir yana. Sen bizim ilk göz ağrımızsın''
              '' Keşke annemde olsaydı. Onu çok özledim baba''
              '' Bende çok özledim evlat bende''
              Büyük baba da eşi Meleği çok özlüyordu. Hayat büyük babaya bu konuda iyi davranmıyor Sevdiği kadınları tek tek büyük babadan alıyordu. Önce hayatının aşkı Pınarı. Sonra onu hayata döndüren kadın Meleği kaybetmişti.Telefonda konuyu değiştirmeye çalışarak.
               '' Nasıl buldun Nurettin beyi eşi Melis hanımla da tanıştınız mı''
               '' Evet baba Nurettin bey önce telefonla aradı konuştuk ve bir yerde buluştuk. Sonra ailecek bize geldiler. Biz de onlara gittik. Çok sevdik birbirimizi. Hele Melis hanımı görüp tanıyınca sanki kardeşimmiş gibi hissettim. Çok sıcakkanlı çok güzel insanlar baba''
               '' Çok sevindim oğlum. Buraya geldiğinizde kızları Pınarı da çok seveceğinize eminim''
               '' Galiba biliyorum bunu baba''
               '' Bende öyle olacağını biliyorum evlat''
               '' Babam senin bir şeye ihtiyacın var mı. Gelirken''
               Büyük baba oğlunun sözünü tamamlatmadı.
               '' Tek eksiğim sizlersiniz evlat''
               '' Babammm''
               '' Seni seviyorum evlat. Hafta sonu görüşürüz''
               ''Tamam babam  Sıla'da Oğulcan da  sana hem kocaman öpücüklerini hemde selamlarını gönderiyorlar babam''
               '' Bende onları kocaman öpüyorum. Hafta sonu görüşmek üzere o zaman evlat. Sahi neyle geleceksiniz.''
               '' Uçakla baba sabah 07.30 Türk hava yolu uçağıyla''
               '' Tamam oğlum kazasız belasız gelin. Cumartesi görüşürüz''
               '' Görüşürüz babam seni seviyorum''
               '' Bende seni evlat''
               Büyük baba telefonunu kapattı tam cebine koyacaktı ki telefonu gene çalmaya başladı.'' Ha bu sefer kesin Kambur'dur'' diye gene sesli düşündü. Bu sefer yanılmamıştı.Arayan Kamburdu.Biraz sitemkar gibi konuşmaya başladı.
               '' Lan arkadaş sabah sabah kimle konuşuyorsun bu kadar. Hadi yaşlı başlı olmasan sevgilisiyle konuşuyordur diyeceğim ama bu saatten sonra teneşir bile patlamaz artık seni''
               Büyük baba gülerek.
               '' Oğlumla konuşuyordum Mehmet hafta sonu yanıma geleceklermişte''
               '' Ha bak onu erken öğrendiğim iyi oldu o zaman. Evdemisin''
               '' Evdeyim''
               '' Kahven var değil mi''
               '' Yerli yabancı her çeşit kahvemiz var Kambur efendi. Buraya mı geleceksin''
               '' Evet en rahat konuşacağımız yer orası''
               '' Tamam hadi konuşmayı keste bir an evvel çık gel''
               '' Yarım saate kalmaz oradayım''
               '' Tamam bekliyorum''
               Kambur yarım saat dolmadan Büyük babanın evine gelmişti.Büyük baba ile beraber kahvelerini mutfakta hazırlayıp. Salona geçip koltuklara oturdular. Konuşmaya büyükbaba başladı.
              ''Öner verdi mi bilgileri''
              '' Evet hacklediği siteyi bize verdi''
              '' Nereninmiş''
              '' Nerenin değil kiminmiş daha doğru soru olur sanırım''
              '' Özel bir site henüz kimin olduğunu çözemedik. Siber uzmanlarımız çözmeye çalışıyorlar ama Önerin hacklediği belgelere bakınca.Sorunumuzun büyüklüğü ortaya çıkıyor.''
             '' Nelermiş bunlar Kambur''
             '' Al bak diyeceğim sana da ne kadar az bilirsen o kadar az tehlikede olursun''
             '' Oğlum zaten tehlikede değilmiyiz''
             '' Evet ama şimdilik o kadar büyük bir tehlike altında sayılmazsınız. Belgelerden haberinizin olmadığını biliyorlardır. Ama sizinde bilginiz olduğunu anlarlarsa ortalık tam bir savaş alanına döner''
              '' O kadar büyük bir sorun herhalde''
              '' Maalesef öyle kan dökülmeden halletmenin bir yoluna bakacağız. Ama korkarım zor. Tek umudumuz o özel şahıs sitesinin devlet büyüklerinden birinin şahsi sitesi olmaması''
              Büyük baba ''Devlet meselesi mi bu''
              '' Sana şu kadarını söyleyeyim Cevher o belgeler açıklanırsa er yerinden oynar. Hani şu koltuklarına yapışıp gitmeyenler var ya kesin giderler hemde tek başlarına değil. O yüzden o belgelerin ortaya dökülmemesi için her şeyi yaparlar. Adam öldürmekte buna dahil. Hemde gözlerini hiç kırpmadan''
              '' Eee peki biz ne yapacağız''
              '' Öncelikle sessiz ve derinden gitmeye çalışacağız. O belgelerin aslı astarı var mı onu araştıracağız. Bu elimizdeki belgeleri destekleyen belgeler kanıtlar bulduk mu bir gece yarışı operasyonu ile işi bitirmeye çalışacağız''
             '' Bunu yapabilmek için baya bir ekip gerekecek Mehmet''
             '' Evet aynen öyle Cevher''
             '' Bunu çok kişi bilirse onlarında kulağına gider. Anladığım kadarı ile şu an güç onların elinde istediklerini bizden daha rahat yaparlar''
             '' Orası da doğru Cevher o yüzden ne kadar az ve sağlam kişiler bilirse o kadar iyi olacak''
             '' Peki o kadar az kişi ile gece yarısı operasyonunu nasıl yapacaksın. Emniyet müdürünün de haberi olması lazım değil mi tabi asker karışmayacaksa''
             '' Yok asker karışmayacak ama dediğin gibi emniyet müdürünün onayı olmadan yapamayız''
             '' Ya oda onun adamlarından biri ise''
             '' Aslında olabilirdi de bu dediğin''
             '' Yani''
             '' Emniyet müdürümüz Kubilay bey babamın yetiştirdiği biri.Sağlam ve dürüst bir adamdır.Babam gibi bir yapıya sahiptir. Kimseye yandaş olmaz kanunen ne yapması gerekiyorsa onu yapar. Eğer kanunu yapanlar kanunsuzluk yaparsa olabilecek en sert şekilde karşılarında durur''
            '' Evet baya sağlam birine benziyor''
            '' Kesinlikle öyle dün akşam belgeler elime geçince onu aradım buluştuk belgeleri gösterdim aldı inceledi ve bana tam yetki verdi. Ben ve ekibim yasal olarak bu işin içindeyiz artık.Hatta gerekirse onun tanıdığı bir kaç sağlam özel timci arkadaşı da emrime verebileceğini söyledi.''
            '' Sen güveniyorsun bu adama demek ki sen güveniyorsan bende güvenirim. Başka bir şey konuştunuz mu müdür bey ile ''
            '' Elbette ben belgeleri kanıtlarla destekleyebileceğim anda ona bilgi ve belgeleri vereceğim. O zamana kadar oda gece yarısı operasyonunun planlamasını yapmış olacak ve operasyon için düğmeye basacak''
            '' Bu harika geriye bir tek problem kalıyor o zaman''
            '' Neymiş o Cevher''
            '' Önere bunu yaptıranlar kim ve neden yaptırdılar''
            '' Bak orası muamma. Orası ile ilgili hiç bir şey bulamadık şimdilik. Önerin bilgisayarındaki konuşmaları mesajları gördük ama o mesajların kimden geldiğini çözemedik. Kocaman bir sır ve umarım başımıza birde onlar çıkmazlar. Bakalım araştıracak ve göreceğiz''
           '' Yani şimdilik kulağımızın üstüne yatmış gibi olacağız''
           '' Evet aynen öyle ama onların harekete geçmelerine karşıda önlemlerimizi alacağız. Hepiniz korunma altında olacaksınız.Güvenlik önlemleri hem burada hemde okulda arttırılacak zaten  okul için dekan beyde dilekçe göndermiş.Onuda dikkate alınmasını sağlayacak müdür bey. Buda demektir ki resmi elbiseli polislerde çevrede güvenlik önlemi alacaklar.Hiç değilse bir süre.''
            '' Okul önünde bu kadar polis görününce de onlar harekete geçemiyeceklerdir deşifre olmamak adına''
            '' Evet hem öyle hemde resmi elbiseli polis vurmaları onlar için ayrı bir dert olur. O yüzden onlar ortamın sakinleşmesini bekleyeceklerdir. Bizde mümkün olan en uzun süre resmi polisleri orada tutmaya çalışacağız.''
            '' Ki sizde araştırmalarını rahat rahat ypabilesiniz''
            '' Aynen öyle Cevher aynen öyle''
            '' Hayırlısı bakalım. Peki o iki adam ve Öner ne olacak''
            '' O iki adam üzerlerine bir yığın suç yüklenerek seslerini kimsenin duyamayacağı bir yere tıkıldılar ve bunlar kamu oyu ile yarın paylaşılacak.Öner ise okuluna devam edecek ve bu süreç içinde kesinlikle senin kızlardan biri ile ne görüşecek ne irtibat kuracak ve ortaya ayrıldılar dedikodusu yayacağız o yüzden sen bu akşam kızlarla da konuş istersen. haberleri olsun ona göre hareket etsinler. Ha birde Muratla da konuşmak lazım tabi''
             '' Tamam o kısmı ben hallederim Mehmet. Bu akşam hepsi ile görüşürüm. Yukarıdaki gençlere de bir şeyler anlatmam lazım mı acaba''
             ''Sanmam ama sen bilirsin. Anlatacak olursan da başka bir bahane bulman lazım. Hem neden anlatasın ki onlara ''
             '' Hani diyorum evde bir müdahale etmeye kalkarlarsa bu adamlar çocuklarda hazırlıklı olsunlar hiç değilse başlarına bir şey gelmesin''
             '' Şimdilik öyle bir tehlike görünmüyor ama sen bilirsin Haber vereceksen de dediğim gibi başka bir neden bul belgelerden falan haberleri olmasın''
             '' Elbette o konuyu bir şekilde hallederim hele bir düşüneyim bakalım''
             '' Ulen Cevher hep gündüz davet ediyon çay kahve içelim diye değil mi''
             '' Oğlum davet mi bekliyorsun burası senin evin Ne zaman istersen çık gel''
             '' Evet bir akşam çeksek kafayı eski günlerdeki gibi iyi olur değil mi''
             '' Tamam len al yarın akşam seninkileri gelin akşam yemeğine''
             '' Tamam len olur. Benim oğlanda hanımda seni sorup duruyorlar zaten''
             '' Anlaştık Mehmet yarın akşam unutma bekliyor olacağız''
             '' Asla kaçırmam''
             '' Senin eski şişen hala dolapta mı''
             '' Bence onu atma zamanı gelmedi mi''
             ''Nasıl atayım Mehmet onun üstünde onun dudak izi var.Atamam ondan bana kalan ender şeylerden biri''
             ''Oğlum buzdolabında güzel bir yere koy görünmeyecek bir yere''
             '' Aç bakalım görebilecekmisin''
             Kambur buzdolabını açar. içerisinde şişeyi arar ve bulamaz.
             '' Yok oğlum içinde attın mı yoksa''
             '' Atamayacağımı söyledim sana ama bak senin gibi bir polis bile bulamıyor.Benden başka kimse onu bulamaz''
             '' Neresine sakladın oğlum sen bu buzdolabının''
             '' Gel göstereyim''
             '' Göster bakalım''
             '' Kapakta şişelerin olduğu kısmı kendine doğru çek bakalım''
             '' Çekeyim bakalım''
             Mehmet çekmeyi dener ama başaramaz
             '' Gelmiyor oğlum bu''
             '' Bekle''
             Büyük baba buzdolabının yanına gelir yer değiştirirler. Büyük baba dolabın yan tarafında buluna bir bölmeyi yukarı kaldırı orada bir düğme vardır düğmeye basar.
             '' Şimdi çek bakalım''
             Kambur gelir ve denileni yapar şişeler öne doğru gelir arkada bir gizli bölme daha vardır ve şişe orada duruyordur.
            '' Alem adamsın lan Cevher''
            '' Demi''
            Kambur bir şeyler daha söyleyecekti ki susmayı tercih etti .Arkadaşının Pınar konusunda ne kadar hassas olduğunu biliyordu.konuyu değiştirdi.
            ''Ya Cevher senin kızın yani Pınar'ın ''
            '' Evet ne olmuş kızıma''
            '' Senin sevdiğin kadın Pınara çok benzediğini gördüm.Sanki kopyası gibi. sadece boyu daha uzun.''
           '' Evet öyle aynı o sanki''
           '' Neyse ben daha fazla deşmeyeyim yaranı kaçayım artık.Nasılsa yarın akşam beraberiz''
           '' İnşallah bekliyorum''
           '' Tamam herhangi bir büyük aksilik olmaz ise yarın akşam buradayız. Sende bu akşam kızlara durumu anlat tamam mı''
           '' Tamam anlatırım'' dedi Mehmet'e
           Mehmet ayaklanmış paltosunu giymiş gitmeye hazırdı.
           '' Allah'a emanetsiniz.Kızlara çok selam''
           '' Aleyküm selam Mehmet sizde öyle. Ev halkına çok çok selamlarımı ilet yarın akşam görüşürüz inşallah''
           Kambur da '' İnşallah'' deyip arkadaşının evinden ayrıldı.  
           Kambur gittikten sonra büyük baba içilip boşalan bardakları toplayıp mutfaktaki bulaşık makinesine koydu. Koltuğuna dönerken saatine baktı saat 11.00 e yaklaşıyordu. Kızları aramayı düşündü derste iseler nasılsa açmazlar diye düşünmüştü. Telefonunu çıkarıp Zülal'i aradı.
           Zülal dersten çıkmış Pınar ile konuşuyordu telefonu çaldığında. telefonuna baktı arayan büyük babası idi. Telaşlandı. Pınara telefonu gösterip
           '' Büyük babam '' dedi
           '' Açsana merak ettim bende inşallah kötü bir şey yoktur''
           Zülal telefonunu açtı.
           ''Dedem''
           '' Güzel kızım akşam geç kalmayın diye aradım.Konuşmamız gereken bir şeyler var ve Muratta mutlaka gelsin.''
           '' Hayırdır dede kötü bir şey yok değil mi''
           '' Yok kızım yok siz fazla geç kalmayın olur mu''
           '' Tamam dedeciğim''
           Konuşmayı merakla dinleyen Pınar Zülal telefonu kapatınca hemen sorularını sormaya başladı.
          '' Bir şey mi olmuş,büyük baba iyimi. kötü bir şey yok değil mi''
          '' Dur kız dur bir yavaşla'' gülümseyerek devam etti
          '' Merak etme buyük baba iyi. Akşam geç gelmememizi. gelirken Murat'ı da getirmemizi söyledi. Bizimle konuşacakları varmış''
          '' Ne konuşacak acaba''
          '' Onuda akşam öğreniriz artık''
          '' Arayacakmısın Muradı şimdi ''
          '' Evet arayayım ki ona göre hareket etsin oda''
          '' Haklısın''
          Zülal telefonuyla Muradı arayacaktı ki. Telefonu bir daha çaldı. Arayan gene büyük baba idi. Büyük babanın  söylemeyi unuttuğu bir şey var herhalde diye düşünerek telefonu açtı
          '' Efendim dede''
          '' Kızım unuttum ya''
          '' Neyi unuttun dedeciğim''
          '' Annen ve baban bu hafta sonu geliyorlar onu söylemeyi unuttum''
          '' Süperrr'' Diye küçük bir sevinç narası atı.Pınar gözlerini açmış merakla ne olup bittiğini öğreneceği anı bekliyordu ki. Zülal telefonunu kapatmayı beklemeden Pınara.
          '' Annemler gelecekmiş hafta sonu dedem onun haberini veriyor''
         ''Çok güzel haber bu Zülal kardeşim adına çok sevindim.Hem bende tanıma şansı elde etmiş olacağım''
          '' Evet Pınarcığım aynen öyle olacak''
          Sonra telefonuna dönüp
          '' Sağol dedeciğim bu güzel haber için''
         '' Sen sağol prensesim hadi akşama görüşürüz''
         '' Tamam dedeciğim akşama görüşmek üzere.''
         ''Ah Öner ah ne haltlar yediğini anlatsaydın bu akşam sende bizimle olacaktın. İyi halt ettin eşek kafalı.''
         '' Haklısın Pınar Özledin değil mi''
         '' Özlemem mi Zülal burnumda tütüyor. Ama inadım inat konuşmayacağım dediğimi yapana kadar.Hadi sen Murat'ı arada haber ver ''
         '' Tamam Pınar''
         Zülal Murat'ı aradı Büyük babanın akşam onları beklediğin konuşacakları olduğunu söyledi. Akşam görüşmek üzere anlaşıp telefonunu kapattı.
         Akşam okul çıkışı buluşup hep beraber büyük baba ile konuşmak için evin yolunu tuttular. Büyük baba evde onların gelmelerini bekliyordu.Onların geldiklerini görünce.
         ''Hadi elinizi yüzünüzü yıkayın da gelin bakalım'' dedi
         Gençlerde sıra ile lavaboyu kullanıp salona büyük babanın yanındaki boş koltuklara oturup merakla büyük babanın anlatacaklarını dinlemek için  büyük babayı beklemeye başladılar. Büyük baba Kambur ile yaptığı konuşmayı olduğu gibi anlattı. Büyük babanın anlatması bitince Murat
         ''Anlaşılan büyük baba bizim şu an dikkatli olup beklemekten başka yapabilecek bir şeyimiz yok görünüyor.''
         '' Evet evlat aynen öyle.ama her olasılığa karşı sürekli koruma altında olacaksınız. Biz okuldaki resmi elbiseli polisler gitmeden onların bir eylem yapacaklarını düşünmüyoruz.Ha tersi durumuna da hazırlıklı olacağız elbette. Bu arada en zor iş sana düşüyor kızım Öner'le kesinlikle görüşmeyeceksin''
         '' Tamam büyük baba görüşmem.''
         '' Dede Mehmet amca araştırma şu kadar sürer falan dedimi. Ne kadar süre içinde bitermiş takribi olarak''Diye merakla sordu Zülal
         '' Kızım süre veremez ama aciliyet belli oldukça hızlı çalışacaklarına söz verdi''
         '' Dedem ya stresten derslerimize veremiyoruz kendimizi''
         '' Biliyorum Zülal'im güzel prensesim de. Dayanacağız ve atlatacağız bunu''
         Kapının zili çalmaya başladı.
         '' Hah dedi büyük baba geldi''
         '' Ne geldi büyük baba'' dedi Zülal
         '' Akşam yemeklerimiz. Pide yemeyene dersiniz kıymalı kaşarlı söyledim''
         Pınar
         '' Ne diyeceğiz büyük babam Allah deriz Allah''
         Murat kapıyı açtı. gelen pideleri aldı. Ödemesini sordu.
         '' Ne kadar borcumuz''
         Pideleri getiren genç
         '' Ödendi efendim borcunuz yok. Buyurun afiyet olsun''
         Hemen masanın üstü ayarlandı gelen pideler soğumadan afiyetle mideye indirildi. Zülal mutfağa geçti kahveleri hazırlayıp geldi.Büyük babadan başlayarak kahveleri dağıttı.Kahvelerini keyifle yudumlarken Murat büyük babaya sordu.
         '' Resmi elbiseli polisler ne zaman okulun önüne gelecekler belli mi büyük baba''
         '' Evet evlat Kambur yarın sabahtan göndertecek bir ekip''
         '' Tamam o zaman. Kızlar her olasılığa karşı dersi biten binayı terk etmesin içeride buluşalım.Ben gelmeden dışarı çıkmak yok anlaştık mı''
         '' Evet Murat anlaştık' dedi Zülal.
         '' Anlaştıysak'' Büyük babaya döndü Söylediğini tekrarlayarak devam etti.
         '' Anlaştıysak bana da izin istemek düşer o zaman bu akşam için. Büyük baba Pide için teşekkür ederim.Kesenize bereket sofranıza Halil İbrahim bereketi versin Rabbim ''
         '' Kızlarda bu söze '' amin'' diyerek katıldılar.
         Büyük baba
         ''Afiyet olsun çocuklarım. Bal şeker olsun''
         Murat gittikten sonra. İki kız büyük babanın yanına koştular. Büyük baba kızlarına baktı.
          ''Böyle bir akşam da bile anlatmamı mı istiyorsunuz yoksa''
         Kızlar biraz şımarıkça
          '' Eveeeetttt''
        Büyük baba
         '' Hay başıma gelenler. Benim tatlı püsküllü belalarım. Gelin bakalım o zaman''
         Kızlar neşe ile büyük babanın yanına kuruldular. Büyük baba da anlatmaya başladı.
         '' Artık İstanbul'daydım. Galatasaray lisesine kayıt olmuş. Okulun yatak hanesinde bana  bir yer verilmişti.''      

ADI AŞK BÖLÜM 3 PART 7

               Cevher Aydın ve Yaşar otobüse ücretsiz olarak bindirilmiş.Ödülü de Cevherin dayaktan davul gibi şişmiş yüzü ve elleri olmuştu. Sabaha karşı Denizli'ye indiler. Kahvaltı yaptılar.Yaşar ekipten ayrıldı kendi işlerini yapmaya gitti.Cevher ve Aydın ise ne yapacaklarına karara vermeye çalışıyorlardı.
               Cevher polislerden yediği dayağın sonucunda elinin yüzünün iyice şişip morardığını unutmuş. Bir an önce Pınarı görmek istiyordu. Aydın'a
                '' Maçların yapıldığı salonu bulup oraya gidelim. Nasılsa kalacak bir otel buluruz''
                '' Sen iyice abayı yakmışsın oğlum. Hadi gittik salona. Ferit hoca ve diğerleri senin bu halini görmeyecekler mi.''
                '' Elbette görecekler'' Aydın kendi sorusuna kendi yanıt vermişti.
                '' Ne söyleyeceğiz onlara Cevher''
                '' Bilmem o zamana kadar buluruz söyleyecek bir şey''
                '' Ya bulamazsak bir şey''
                '' Ben  gelirken kaza yapmış olurum. Nasılsa vücudumun geri kalanını görmeyecekler''
                '' Oğlum kızlar kandırırız da Ferit hoca bunu yemez''
                '' Önemli olan kızların kanması.Ferit hocaya gerçekleri anlatırız yada''
                '' Yada ne Cevher''
                '' Yada hani şu kar maskeleri dediğimiz sadece göz kısmını açıkta bırakan geri kalan her yeri kapatan  şapkalar var ya ondan bir tane alırız takarım başıma ve hiç çıkarmam''
                '' Peki lan senin dediğini yapalım.Alalım o maske şapkalardan''
                Cevher ve Aydın önce maçların yapıldığı salonu sorup soruşturup buldular. Sonra kar maskesi şapkanın satıldığı bir tuhafiyeci aradılar ve bulunca bir tane aldılar.Cevherin şişmiş elleri görünmesin diye şapkanın aynı renginden eldiven almayı da unutmadılar. Cevher başından aşağıya şapkayı,ellerine de yün eldivenlerini takmıştı. Artık sadece gözleri görünüyordu ve akıllarınca maçlara gitmeye ve Cevherin Pınarını görmesine hazırdılar.
                Salona geldiklerinde maçlar başlamışlardı. Seyirciye ayrılan yere tribüne çıktılar. Ferit hoca ve kızlar oradaydılar. Pınarda oradaydı. Hülya ile yan yana oturmuş konuşuyorlardı. Aydın uzakta oturmayı önerdi ise de Cevher buraya uzaktan oturmaya gelmemişti. Pınarın sesini de duymalıydı. Pınarı görünce aklı uçup gitmişti sanki. Sadece onun yanında olmak istiyordu ve Aydına söylediği yalanı unutup gitmişti.
                ''Yanlarına gidelim Aydın''
                '' Oğlum  bak mantıklı değil''
                '' Ben sesini duymadan duramam .Hele şura da iki adım ötemdeyken''
                '' Tamam len ne olursa olsun anasını satayım. Yürü yanlarına gidelim''
                Aydının yanında biri ile geldiğini ilk Ferit Öğretmen görmüştü. Yanlarına çağırdı.
                '' Aydın gel buraya''
                Kızlarda Ferit hocanın sesini duymuş. Yüzlerini dönmüş Ferit hocanın kime seslendiğine bakıyorlardı. Aydını tanımışlardı ama yanındaki kar maskeli kimdi acaba .Hepsine tanıdık gelmesine rağmen yüzünü görmedikleri için kim olduğuna dair hiç bir fikirleri bulunmuyorlardı.
               Cevher ve Aydın Ferit hocanın yanına gittiler.
               '' Ne arıyorsun burada''
               '' Hocam burada akrabalarım var. Teyzem var hastaymış.Bizde kalkıp geldik''
               '' Teyzen hasta ve sen kalkıp yalnız başına ta buraya Denizliye geliyorsun öylemi''
               '' Yok hocam annem babamda burada''
               '' Neredeler''
               '' Teyzemin yanındalar Hocam hastanede.Bizde bizi maçların oynandığı salona bırakın siz ziyaretinizi yapın. Bizde maçları seyredelim akşam bizi alırsınız'' dedik
              '' Yanındaki kim Cevher değil mi''
              '' Evet hocam Cevher''
              Pınar ve Hülya gelenin Cevher olduğunu öğrenince daha bir dikkat kesilmişlerdi.
              '' Ulen deyuzlar kimi kandıracağınızı sanıyorsunuz. Şimdi oturun şuraya bu maçtan sonra bizim maçımız var. Maçtan sonra işin gerçeğini anlatırsınız. Cevher sende çıkar şu suratından maskeyi. Sanki tanımayacağım değil mi aklınızca''
             '' Hocam çıkarmasam''
             '' Çıkar diyorsam çıkar''
             '' Hocam çok soğuk üşüyorum çıkarmadan oturayım''
             '' Gel bakayım şuraya sen''
             Cevher istemeye istemeye öğretmeninin yanına gitmiş. Pınar da Aydına işaret ederek yanlarına Aydının yanlarına gelmesini istemişti. Onlar üçü orada konuşmaya başlamıştı. Cevher hem Öğretmeninin yanına oturuyor hemde gözünü Aydın ve Pınarı konuşmasına dikmiş onların ne konuştuklarını anlamaya çalışıyordu.
              Pınar Aydına bir şey sormuş aldığı yanıttan sonra yüzünü Cevherden çevirmiş salondaki maçı seyretmeye çalışıyordu.
              '' Çıkar şu şapkayı bakalım Cevher'' dedi Ferit hoca
              '' Yoksa ben çıkaracağım''
              Cevher Başındaki şapka maskeyi çıkarınca. Cevherin yüzünü gören kızlar  Kızılca kıyamet kopmuş gibi bağrışmaya başlamışlardı. Pınar da kızların seslerine kayıtsız kalamamış Yüzünü tekrar dönmüş Cevherin halini görünce. Suratının rengi değişmiş ama tekrar önüne dönmüştü.Hülya hemen Pınar ile Aydının yanından kalkmış Cevher ile Ferit hocanın yanına gelmişti.
              '' Ne bu halin Cevher''
              '' Hocam şey gelirken kaza yaptım. Araba çarptı''
              '' Bak sen ya bir yalan daha. Şu eldivenlerini de çıkar bakayım''
              Cevher gayri ihtiyari eldivenlerini de çıkardı. Cevherin morarmış şişmiş ellerini gören kızlardan küçük bir çığlık daha kopmuştu. Ferit hoca
              '' Şimdi anlaşıldı. Buradan ayrılmayın ben maç listesini verip geleceğim sonra konuşacağız Cevher efendi sizlerle''
              Cevher başını öne eğdi
              '' Tamam hocam''
              Ferit hoca Cevherin ve Hülyanın yanından ayrılınca.Bu sefer Cevher Hülyanın soruları ile baş başa kaldı.
              ''Demek çok seviyorsun onu''
              Cevher sırtı kendisine dönük Pınara bakarak
              '' Evet Hülya çok seviyorum''
              ''Ne zaman aşık oldun oğlum o kıza''
              Cevher gözlerini Pınardan ayırmadan
              '' Galiba ilk gördüğüm andan beri aşık olmuşum ama anlamak baya bir zamanımı aldı''
              Hülya şaşırmıştı. Aydın Cevherin Neşe için geldiğini söylemişti ona. ve Neşe bu takıma katılalı daha iki ay bile olmamıştı. Şaşkınlıkla''
             '' Neşe'' dedi
             Cevherin gözü hala Pınar'daydı.
             '' Neşe kim''
             Hülya Cevherin bu konuşması sonunda iyice şaşırmış ama Cevherin gözlerinin Pınar' da olduğunu görünce.
             '' Sen kocaman bir yalancısın. Sözüm ona Neşe için gelmişmiş.Pis yalancı.''
             Cevher kendini toplamış ama geç kalmıştı. Aydına söylediği yalan aklına gelmişti. Hülya'ya açıklamaya çalışacaktı çalışmasına da Hülya çoktan yanından kalkmış Pınarın yanına gitmiş onun la konuşmaya başlamıştı bile.
            Pınar Hülya ile konuşurken ağlıyordu. Konuşmaları bitince gözlerindeki yaşlara aldırmadan döndü Cevhere baktı. Cevher Pınarın gözlerindeki yaşı görünce kendisinin öldüğünü sandı.Sevdiği kız ağlıyordu ve Cevher onun gözyaşlarına dayanamazdı. Pınar yerinden kalkmış Cevherin yanına geliyordu. Cevher onun kendisine doğru geldiğini görünce nefes alışları hızlanmış morarmış olan yüzü iyice mor halini almıştı. Pınar yaklaştıkça Dünya da Cevhere yaklaşıyordu.Cevher gözlerini tüm kainatı aydınlatan ışıktan ayıramıyordu. Pınar'dan gelen ve kainata yayılan ışıktan.
            Pınar Cevherin yanına gelmiş. Gözlerinin içine bakmaya başlamışlardı birbirlerinin. Cevher Pınarın gözlerinin içinde kaybolmuştu.Sadece Pınara sarılıp '' Seni seviyorum'' demek istiyordu. zangır zangır titriyordu ikisi de.Cevher
           '' Pınar'' diyebildi
           Pınar da
          '' Cevher'' demişti sarılmaları an meselesi idi. Nerede olduklarını unutmuşlardı. Dünyada sadece ikisi vardı ikisinin içinde Cevher sevdiği kıza sarılmak için ayağa kalktığı anada. Ferit hocanın bağıran sesini duydular.
          '' Kızlar hepiniz aşağıya bakalım maça hazırlanalım''
         Pınar ve Cevher dünyaya bu seslenişle dönmüşlerdi.Tüm takım kalkmış soyunma odasına doğru hareketlenmişlerdi.Pınar
         '' Konuşacağız'' dedi
         '' Buradayım bir yere gitmeye niyetim yok zaten''
         '' Tamam maçtan sonra görüşürüz''
         '' Tamam Pınar. Başarılar''
         '' Sağol''
         Cevher Aydının yanına inmiş oturmuştu. Çevresindeki meraklı gözlerden rahatsız olduğundan Cevher kaşındırmasına aldırmadan eldivenlerini giymiş Şapkasını takmış Aydın ile maçı seyretmeye başlamışlardı.
        Maç bitmiş Ferit hoca maçtan sonra Aydın ve Cevheri sorgulamaya almış.Öğrenmek istediği her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğrendikten sonra. Ferit Öğretmen ikisininde onların kaldıkları otele yerleşmesini sağlamış. Bir eczaneden gerekli malzemeleri de alıp Cevherin tedavisine başlanmıştı.O bir hafta Cevher için rüya gibi geçmişti. Her fırsatta Pınarın yanında oluyor onunla konuşuyor konuşuyordu. İkisi de dünyayı unutmuşlar ve sadece  kendileri ile birlikteliklerinin güzelliklerini yaşıyorlardı.Cevherin de eli yüzü yerine gelmeye başlamıştı.
           Rüya gibi geçen bir hafta sonunda gerçeklere dönüş zamanı gelmişti. İzmir'e dönmüşler ve Cevher gene Hayatinin gelecek planlarıyla baş başa kalmıştı. Üstelik Pınar ve Hayati teneffüslerde hep birbirleri ile konuşuyorlardı. Zil çalmış sınıflarına girmişlerdi. Cevherlerin dersi Sosyal bilgilerdi. Sosyal bilgiler öğretmeni Zuhal Öğretmen aynı zamanda sınıf öğretmenleriydi. Derse başlamadan evvel herkesin bir kol seçmesini istedi. Kollar spor kolu,Müzik kolu,Resim kolu.Çevre temizlik kolu ve benzeri kollardı.
           Sınıftaki tüm öğrenciler Cevherinde içinde bulunduğu sporcu grubunun spor kolunu istemesini beklerken Cevher müzik kolunu istediğini söyledi. Zuhal öğretmende şaşırmıştı.
           '' Eminmisin Cevher''
           '' Evet hocam''
           '' Sen bir müzik aleti çalabiliyormusun peki''
           '' Hayır hocam''
           '' Peki mandolinin yada flütün var mı?''
           '' Hayır hocam''
           '' Buna rağmen müzik kolumu diyorsun yani''
           '' Evet hocam''
           '' Peki öle olsun okulun bir kaç fazla flütü olması lazım onlardan birini kullanırsın o zaman''
           Zuhal öğretmen defterine yazdı. Cevher. Müzik kolu.
           Cevher Pınardan kaçmak için bu yola başvurmuştu ama onu büyük birsürpriz beklediğinden haberi yoktu. Zil çalmış ders bitmişti son ders herkes kollarının ilk toplantısının yapılacağı sınıflara gidecekti. Cevher bahçeye çıkmış Hayati ile Pınarı gene konuşuyorlarken görmüştü. Cevher kendisine seslendiğini duydu. Sesin geldiği yöne baktı seslenen Mehmet'ti.
           '' Hay Mehmet naber,nasılsın''
           '' İyiyim Cevher sen nasılsın bayağı iyileşmişsin''
           '' Sağol sayende sen beni görmesen hala dayak yiyor olacaktım. Sağol arkadaşım.Sana borçlandım''
           '' Olur mu öyle şey biz arkadaşız''
           Cevher Mehmet'in elini tokalaşmak için tutup sıktı
           '' Evet öyle Mehmet arkadaşız''
           '' Cevher babam okul sonrası gelip bizi alacak''
           '' Bizi mi neden''
           '' Garajdaki olay için''
           '' Kapatsak olmaz mı o konuyu''
           '' Yok babam kovuşturmayı açtı''
           '' Kovuşturma mı soruşturma olmasın''
           '' Yok yok kovuşturma''
           '' O ne lan''
           ''Soruşturma ispat edilmemiş suçların araştırılması kovuşturma ise sucu tespit edilenin ceza alması için yapılan araştırma ve sorgulamaların tamamı''
           '' Ceza alacaklar yani''
           '' Evet galiba''
           '' Ya Mehmet bunların çoluğu çocuğu vardır. İşlerinden atmazlar değil mi''
           '' Bilemem ama atmazlar herhalde. Ciddi bir para cezası verilir ve bir yerlere sürülürler diye düşünüyorum''
           '' Ya ben şikayetçi olmazsam''
           '' Kamu soruşturması olurmuş. yani her şekilde cezalarını çekecekler''
           '' Hadi ya üzüldüm.Ama yapacak başka bir şey yok tamam gideriz''
           Zil çalmış son derse girmek için ayrılmışlardı. Cevher Müzik kolunun toplanacağı en üst kata çıkmış. Sınıfı bulup içeri girmişti. Girmişti girmesine de kısa bir şok yaşamıştı. Pınar da sınıftaydı. Pınar Cevheri görünce şaşkınlığını gizleyemedi.
           '' Cevher bura müzik kolu''
           '' Biliyorum Pınar''
           '' Eee ne işin var burada''
           '' Ben müzik kolundayım''
           '' Öylemi çok sevindim beraberiz yani tüm sene boyunca''
           '' Sanırsam evet beraberiz''
           '' Peki sen ne çalabiliyorsun Cevher''
           '' Ben mi sadece ıslık''
           Pınar kahkahayı basmıştı.
           '' Islık ha. Harikaymış bu''
           '' Çal bakayım''
           Cevher dudağını büzüştürüp ıslık çalmaya başladı ama o konuda da çok iyi olduğu söylenemezdi. Pınar
           '' Tamam tamam anladım yeter çalma artık''
           Gülmesini durduramıyordu. Cevher de, sınıfta bu gülüşmeye katılmışlardı.Cevher gülerken
           '' Sen sen '' Deyip duruyor ama gülmekten devamını getiremiyordu.
           '' Oturun çocuklar''
           Hepsi sesin geldiği yere bakmış Öğretmenin sınıfa girdiğini fark etmişlerdi. Müzik öğretmenlerinin adı Aylin'di
           Aylin Öğretmen kısa küt saçlı son derece yumuşak yüz hatları olan çok kibar görünümlü Tüm okulun sevdiği bir öğretmendi.
            '' Beni tanımayanınız yoktur herhalde' dedi sonra Cevheri ve Pınarı fark etti
            '' Çocuklar siz doğru sınıftamısınız. Yanlış gelmiş olmayasınız''
            Pınar da Cevher de
           '' Müzik kolundayız hocam''
           '' İyi bakalım.İçinizde herhangi bir müzik aletini çalabilen var mı''
           Cevherin kolundan başka herkesin kolu kalkmıştı.Cevher Pınara baktı onunda eli kalkıktı. Demek sevdiği kızın bir yeteneği daha vardı.
           Aylin Öğretmen
           '' Cevher senden başka herkes bir şeyler çalabiliyor herhalde ha ne dersin''
           '' Öyleymiş hocam şimdi tamamlanmış olduk o zaman''
           '' Nasıl yani''
           '' Onlar çalar ben söylerim hocam''
           Tüm sınıf gene kahkahayı koparmıştı. Aylin öğretmen gülmesini durdurup
           '' Peki kim neler çalabiliyor bakalım.Pınar senden başlayalım.Benim için günün sürprizi sensin. Sen ne çalabiliyorsun.Flüt mü Mandolin mi''
           '' İkisi de değil hocam keman''
           '' Keman mı''
           '' Evet hocam keman''
           Aylin öğretmein gözleri faltaşı gibi açılmıştı.
          '' Cevher''
          '' Efendim hocam''
          '' Şu anahtarı al. Öğretmenler odasına git. Dolaplarda adımız yazılı benim dolabımı bul.''
          '' Evet hocam''
          '' Dolabı aç içindeki müzik aletini al buraya gel hemen hadi çabuk''
          Cevher Aylin öğretmenin uzattığı anahtarı aldı hızla öğretmenler odasına gitti oda boştu.Aylin öğretmenin dolabını buldu açtı. İçerisinde bir keman ve beş altı tane de flüt vardı. Kemanı ve yayı aldı sınıfa geri döndü. Kemanı öğretmenine verdi.
         Aylin öğretmen kemanı Pınara uzattı
         '' Bize bir şey çalmanı isteyebilirmiyim  Pınarcığım''
         '' Tabi hocam''
         Pınar kemanı eline aldı kısa bir akort ayarlaması yaptıktan sonra Kemanı boğaz kısmına yerleştirip çalmaya başladı.
          Aylin öğretmende Cevher de hem şaşkınlık hemde hayranlıkla Pınara bakıyorlardı. Cevher zaten gözlerini ayıramadığı sevdiğine şimdi daha çok bağlanmış Pınarın çaldığı müziği ilk defa duymasına rağmen çoktan Pınarla ilgi düşler kurmaya başlamıştı bile. Pınar çalmasını bitirmiş kendisine şaşkın ve hayretler içinde bakan öğretmenine
          '' Nasıl hocam beğendiniz mi''
          Aylin hoca şaşkınlığını üstünden atmaya çalışıyordu. Pınar güney amerikan halk ezgisini eksiksiz ve tam çalmıştı.Daha önce hiç bir öğrencinin hele bir orta öğrenim öğrencisinin bırakın bu ezgiyi çalmasını bir kemanı bile çalabileceğini ne görmüş nede görebileceğini sanıyordu.Kekeleyerek
         '' Pınar sen sen sen nereden öğrendin çalmayı''
         '' Anneannem öğretti öğretmenim oda keman çalıyormuş''
         '' Harika bu anneanneni tanımak isterim''
         '' Tabi öğretmenim.Anneannemde sevinir''
         '' Sağol Pınarcığım''
         '' Diğerlerinize sormadan Cevher seninde sesini duyayım bakayım. hadi bir şarkı söyle bize''
         '' Tamam öğretmenim'' dedi aklına ilk gelen türküyü söylemeye başladı, Başladı ama daha üçüncü mısrayı söyleyemeden Aylin öğretmen susturdu.
         '' Tamam tamam bu kadarı yetti sen şarkı falan söyleme çık basketbolunu oyna''
         Cevher alınmıştı.
         '' Ama hocam''
         '' Tamam tamam sende flüt çalmayı öğrenirsin''
         '' Olur hocam'' dedi keyifle
         Pınarla Cevher aynı sıraya oturmuşlardı.Ders bitmek üzereydi.Pınar
         '' Beraber çıkalım mı Cevher''
         '' Çok isterim ama Mehmet'in babası bizi alacak.''
         '' Mehmet kim. babası sizi neden alacak ki''
         '' Mehmet okuldan arkadaşım sen tanımazsın babası da emniyet müfettişiymiş. Onun yerine gideceğiz''
         '' Bir şey yok ya Cevher''
         '' Yok yok merak etme ''
         '' Peki sen öyle diyorsan''
         Zil çalmış sınıf dağılmıştı Cevher bahçeye çıkmış Mehmet ile buluşmuştu. Okulun dışında Muzaffer bey sivil bir polis aracı ile onları bekliyordu. Arabaya bindiler Mehmet'in babasının yerine gittiler. Alsancak Polis Karakolunun üst katına..
         Muzaffer bey onların önce karınlarını doyurmuş sonra da birer çay içip Bir memura Cevher'in ve Mehmet'in söylediklerini yazdırdıktan sonra geldikleri araba ile ikisini de evlerine bırakmıştı.
         Cevher Pınardan kaçmak istemiş ama kader onları bir yerde buluşturmuştu. Haftada bir derste de olsa aynı sırayı paylaşıyorlardı artık.Ve yarı final maçları da yaklaşmıştı. Cevher iyice iyileşmiş tamamen düzelmişti. Eskişehir' trenle gideceklerdi.uzun bir tren yolculuğu onları bekliyordu. Cevher ilk defa trene binecekti.
          Trene binilmiş Cevher ve Pınar karşı karşıya oturmuşlardı.Hayati ile de Hülya. Tren gar'dan kalkmış yolculuk başlamıştı. Öğlen olmuştu güneş iyice tepeye çıkmış trenin camından Cevherin ve Pınarın gözlerine vuruyordu.Pınar Cevherin gözlerine bakarak
          '' Gözlerin Cevher gözlerin... Gözlerine güneş ışığı vurunca çok çok daha güzel oluyorlar Dünyaya renklerin tüm tonlarını ve güzelliklerini sunuyorlar.''
          Cevher aptallaşmıştı. Hiç beklemediği bir iltifat almıştı. Hemde sevdiği kızdan, hemde Hayatinin yanında. Eli ayağına dolanmış.İçinden milyonlarca kuş havalanmış,kanatlarını mutlulukla çırpmaya başlamışlardı. Cevher ne diyeceğini bilemiyordu bütün kelimeler susmuştu.Hani insanların çok şey anlatmak isteyip de tek kelime konuşamadıkları anlar olur ya Cevher o anı yaşıyordu.İçinde kıyametler kopuyor ama o tek kelime konuşamıyordu. İçinden
         '' Hey ben konuşmak isterken susan tüm kelimeler;Hepinizin canı cehenneme'' diyordu
         Oysa bir melekten duyduğu en güzel sözlerdi.Sevdiği kızın gözlerinin içine baktı. Yutkundu.              ''Bunu ancak bir melek söyleyebilirdi'' dedi ne zaman ve nasıl ağzından çıktığını bilmiyordu bile.O pınarın gözlerinin ışıltısında kaybolmuş yüreği pır pır eden minik bir serçe gibiydi.Büyüyü Hayati bozdu.
        '' Hadi canım sizde alt tarafı bir güneş vurdu Cevherin gözlerine hepsi o''
        İkisi de sinirle o büyüyü bozan Hayatiye baktılar.Sonra önlerine dönüp sustular.Eskişehir de başarılı geçmiş Finallere katılacaklardı.Final maçları Burdur da olacaktı. Burdur da da başarılı olunmuş madalyalarını ve kupalarını aldıktan sonra İzmir'e geri dönülmüş derslerine devam ediyorlardı. Hayati ve Pınar okulda her teneffüs gene beraberlerdi.Hayati Cevher ile her yalnız kaldığında da Pınar ile aldıkları kararları ve yapacaklarını ballandıra ballandıra anlatıyordu. Cevher bir tek kol derslerinde Pınar ile baş başa kalabiliyordu ve orada da hayran hayran Pınarın keman çalmasını seyrediyordu.Cevher ise  zor da olsa flüt çalmaya çalışıyordu...
         Okulun son ayına girmişlerdi herkes gideceği liseyi belirlemeye başlamıştı bile. Cevher hariç o öğretmenine uyacaktı.Öğretmeni takımın nereye gitmesini isterse. Cevher de oraya gidecekti. Okula bir telgraf gelmiş Hayati ve Cevher İstanbul'a bir haftalık kampa davet edilmişlerdi.
         Hazırlıklar yapıldı ve İstanbul'a gidildi. Kampın son günü Doğan hoca Hayati ve Cevheri yanlarına çağırdı.
         '' Çocuklar ikinizin de İstanbul'a gelmenizi istiyorum. Sizleri Galatasaray lisesine ve takımına almak istiyorum. Burada yatılı okursunuz liseyi.Tüm masraflarınız kulüp vasıtası ile karşılanır çok olmasa da elinize bir miktar para da geçer. Ne dersiniz''
         Hayati
         '' Ben Hollanda'ya gideceğim hocam. Oradan bir takımla babam anlaşmış. Hem eğitimime hem sporuma orada devam edeceğim. Hem yazın gelince sevdiğim kızla nişanlanacağım''
         Doğan hoca
         '' Bu yaşta''
         '' Lise bitince evleneceğiz hocam ve Hollanda da yaşayacağız''
         '' Desene siz kararınızı çoktan vermişsiniz.Bu kararınızın erken olduğunu söylemekle beraber.Hayırlı olsun demekten başka çarem yok'' Doğan hoca Cevhere döndü
         '' Sen Cevher''
         Cevher Hayatinin söylediklerini duymuştu. İzmir den kaçmalı ve Pınarı unutmaya çalışmalıydı.
        '' Hocam ben seve seve gelirim ama gene de hem ailemle hemde beni yetiştiren iki hocama da danışmam lazım''
        ''Ben hem Osman hocan ile hemde Ferit hocan ile görüştüm zaten. Geleceğiniz için olumlu olacağını düşünüp onayladılar''
         '' Geriye bir babam kalır o zaman hocam. Ona da düzenli para göndereceğimi söyler eline de üç beş kuruş verirsem sorun kalmaz hocam''
          '' Tamam Cevher o kısmı ben hallederim. Şimdiden hayırlı olsun senin için.''
          '' Sağolun hocam''
          Kamp bitmiş İzmir'e dönülmüştü. Ferit öğretmen derse girmeden önce öğrencilerin toplandığı sırada Cevheri yukarı çağırmış. Cevherin İstanbul'a Galatasaray basketbol takımına transfer olduğunu ve Galatasaray lisesinde okuyacağını duyurmuştu.
          İlk dersin sonunda Teneffüse çıkarken Pınar sınıfın kapısında Cevherin karşısına dikilmişti. Gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş gibiydi.
          '' Gidecekmisin gerçekten Cevher''
          '' Evet''
          '' Neden Cevher neden''
          '' Aşağıya inelim Pınar Orada konuşuruz''
          Bahçeye çıkmışlardı.Konuşmaya başladılar.
          '' Gidecekmisin Cevher'' diye bir daha sordu Pınar
          '' En iyisi bu Pınar''
          '' Nasıl en iyisi bu dersin''
          '' Pınar evet en iyisi bu sizde'' sustu
          '' Sizde ne Cevher''
          Zil çalmıştı
          ''Sonra konuşalım ders zamanı Pınar''
          '' Başlatma dersine şimdi konuşacağız''
          '' Siz ne Cevher''
          '' Hayati ile siz işte''
          '' Ne olmuş Hayati ile bana''
          '' Yazın Nişanlanacakmışsınız siz ya''
          '' Ne nişanı ne diyorsun sen Cevher''
          '' Her şeyi biliyorum Pınar''
          '' Neyi biliyorsun''
          '' Her şeyi. Senin Hayatiyi sevdiğini onunla bu yaz nişanlanacağınızı okul bitince de evlenip Hollanda'ya yerleşeceğinizi biliyorum Pınar''
          '' Ve sen bunun için İstanbul'a gideceksin öylemi''
          '' Yok ondan değil yalnızca'' gene yalan söyleyecekti.
          '' Ben fakir bir ailenin çocuğuyum Pınar İstanbul'a gidip spordan çok ama çok para kazanacağım ve ailemi iyi bir yaşama taşıyacağım''
           Pınar bardaktan boşalmışçasına ağlamaya başlamıştı.
          '' Git Allah'ın aptalı git zengin ol''
          Pınar koştura koştura giderken Cevher arkasından seslendi
          '' Sende rahat rahat Hayati ile evlenirsin işte ''
          Cevherin Pınarın ağzından son duydukları
          '' Geri zekalı,Gerzek,Aptal'' sözcükleri ve ağlayan hıçkıran sesi olmuştu.
          Cevher dizlerinin üstüne çöktü. Ağlamaya başladı. Sonra Koşturarak okuldan ayrıldı.Cevherin Pınarı gördüğü son gündü bu . O günden sonra okula gitmemiş. Karnesini bir şekilde okuldan alıp İstanbul yolunu tutmuştu.
          Büyük baba anlatmayı burada kesmişti.Çünkü artık anlatacak gücü kalmamıştı.Pınar
          '' Büyük baba neden öyle konuştun ki''
          '' Evet büyükbaba neden Pınarında seni sevdiğini anlamadın mı'' dedi Zülal
          Büyükbaba
          '' Hayatımın en kötü günüydü o gün kızlarım. En büyük hatamı yapmıştım.Keşke dediğim anlarımdan ilk ve belki de sonuncusuydu. Yanlış bir karar vermiştim.ve sonucuna katlanmak zorundaydım''
         '' Sonra sonra büyük baba görmedin mi bir daha onu''
         '' Gördüm Pınar kızım gördüm.''
         '' Ne oldu anlatsana o zaman büyük baba''
         Büyük baba kızlarına sevgi ile baktı.
         ''Daha anlatılacak çoook şey var hepsi sıra ile kızlarım. Şimdi yatma vakti.Hadi bakalım yataklarınıza marş marş''
         Kızlar odalarına çekilmiş Büyük babanın anlattıklarını yorumlarken. Büyük baba da odasına çekilmiş. Sessizce ağlayarak uykuya dalmıştı...

   
   
         

 
             

11 Ocak 2016 Pazartesi

ADI AŞK BÖLÜM 3 PART 6

         Cevher aldığı karar doğrultusunda Pınardan mümkün oldukça uzak kalmaya çalışıyordu. Çalışıyordu ama insan ne kadar nefesini tutarak yaşayabilirdi ki. Onu görmediği an sesini duymadığı an o hiç yaşamıyormuş gibi hissediyordu kendini.ama dayanıyordu.yada dayandığını sanıyordu.yalnız kaldığı her an kendini Pınarın sokağına atıyor onun evin penceresinden olsun bir anlık da olsa görmeye çalışıyordu.
         Mümkün oldukça da duygularını kimseye belli etmemeye çalışıyordu. İçinde kopan fırtına kendisine aitti ve o fırtınaya dayanmaya çalışıyordu. Arkadaşı içinde bunu yapmalıydı.O sene Cevher beraber gittikleri yerlerde aynı otelde yan odalarda kalmalarına rağmen.Kızların şifreli mesajlarına uymamış. onların gel davetini çeşitli bahaneler ile kabul etmemişti.
        Koskoca dört ay Cevher içi yana yana pınardan uzak kalmıştı ve Hayati ile gene Ankara'da yıldız milli takım kampındaydılar.Cevher ilk kez milli olacakları için heyecan duyması gerekiyorken.
O hiç bir şey hissetmiyor. Üstüne Hayatinin Pınar ile ilgili gelecek düşüncelerini dinledikçe kahroluyordu.
         Ankara Cevhere hiç yaramamıştı.O zaman anladı ki Pınarsız bir yaşam yaşanılacak bir yaşam değildi.Onu görmeden duramıyordu.İlk milli maçına çıkmışlar ve Bulgaristan'ı yenmişlerdi. Cevherin tribünde seyirciler arasında gene kimsesi olmamıştı.Ama Cevherin umurunda bile değildi.Tek isteği bir an önce İzmir'e dönmek ve Sevdiği kızı Pınar'ı görmek içindeki yangını söndürmekti. Ankara onu boğuyordu.Ve Cevherin nefes almaya ihtiyacı vardı.Onun nefesi İzmir'de  ve adı da  Pınar'dı.
         İzmir'e dönmüşler okuldaki kutlamaları kabul etmişlerdi Hayati ile beraber. Cevher elinden geldiği kadar Pınar'dan uzak durmaya çalışıyordu ama onu görmeden de yapamıyordu. Cevher erkenden okula gelmiş. Okulun bahçesinde  bir banka oturmuş duruyordu. Oldukça erken gelmişti daha kimsecikler yoktu.okulda sadece kantinde çalışanların hazırlık sesleri geliyordu içeriden. Okulun dış kapısı açılmış Cevherin gözü açılan kapının sesini duyması ile otomatikman kapıya dönmüştü.Gözlerine inanamıyordu o saatte gelen Pınardı.Pınar da Cevheri görmüş yüzüne kocaman bir gülücük kaplamıştı.
          Pınar Cevhere doğru gülümseyerek yürürken Cevher Gözlerini ondan ayıramıyor.Dünyanın bütün sokakları,caddeleri,otobanları ona akıyor sanıyordu.Pınar Cevherin yanına gelip durduğunda sanki kainatın tüm ışıkları Pınarın üstünde toplanmış gibi gözlerini o muhteşem güzellikten alamıyordu.
          '' Günaydın Cevher''
          Cevher Pınarın yaydığı ışıktan gözlerini korumaya çalışmanın olanaksız olduğunu anlamıştı.Ondan uzak durmanında olanaksız olacağını anladığı gibi. Sesi titreyerek
          '' Günaydın Pınar''
          '' Erkencisin''
          '' Evet evde duramadım. Okula geldim. Sen sende erkencisin bugün Pınar''
          '' Ablamın okulda erkenden işi varmış ondan bende erken çıkmak zorunda kaldım ama iyi olmuş erken çıktığım''
          '' İyi mi olmuş ''
          '' Evet iyi olmuş. Seninle ne zamandır konuşamıyorduk''
          '' Evet galiba öyle oldu''
          Cevher şaşkınlık içerisindeydi.Hiç Pınar'ın da onunla bu kadar çok konuşmak isteyebileceği aklının ucuna gelmemişti.Kendi duygularına o kadar saplanmıştı ki. Pınarında onunla konuşmayı isteyebileceğini hiç düşünmemişti. Ve açıkça söylemek gerekirse bu konuşma Cevher'in de çok hoşuna gitmiş ti. Pınar'ın sesini bile özlemişti. Pınarın dilinden çıkan kelimeler sanki Allah'ın yarattığı en güzel meleğin ağzından çıkıyordu.
          '' Ne oluyor Cevher. Neden bizden hep kaçıyorsun''
          '' Kaçmak mı''
          Cevher ne yalan söyleyeceğini düşünüyordu o küçücük beyninde İçinden kalkıp Pınar'a sarılmak ve ona '' Seni çok seviyorum sensiz duramıyorum ve sen Hayati ile berabersin. Sen yanımdayken Cenneti yaşıyorken senden uzakta durup cehennemi yaşamak için senden kaçıyorum''
demek istiyordu.
          '' Evet Cevher kaçıyorsun''
          '' Yok yok'' diye kekeledi Cevher
          '' Kaçmıyorum''
          '' Peki bu kaçmak değilse ne. Sen ne yaptığını söylermisin lütfen. Haaa anladım sen şimdi milli sporcu oldun ya bizi kendine yakıştıramıyormusun yoksa''
          Cevher sevdiği kızdan bu sözleri duyduğu anda ölmek istedi.Gözleri doldu. Pınar'a baktığında gözlerinden akan yaşlara hakim olamamıştı.Pınar da Cevherin gözlerindeki yaşı görünce.
           '' Özür dilerim özür dilerim.Öyle demek istemedim'' dedi.Cevherin yanına otururken.
           Cevher başını öne eğmiş.
           '' Biliyorum Pınar. Hem bu sözün suçlusu da benim.Bunu söylemene ben neden oldum.''
           Pınar Cevherin elini tutmuş
          '' Çok çok özür dilerim Cevher.Ama neden böyle bir şey yaptığını. Neden bizden uzak kaldığını söylemiyorsun''
          Cevher elinin üstündeki eli yakalayıp dudaklarına götürmemek ve o yumuşak sıcacık eli öpmemek için zor tutuyordu  kendini. Pınar'a ''sana aşığımda ondan'' diye haykırmak istiyordu.Susuyordu Cevher sadece susuyordu
           '' Ne olur söyle Cevher neden''
           Cevherin aklı iyice karışmıştı. Yoksa o da diye düşündü bir an sonra bu düşüncesinin yanlış olduğunu düşündü nede olsa ilk okuldan beri beraberdiler.ve o Hayatiyi seviyordu. Hayatinin gelecek planlarını hep onunla yaptığını biliyordu Hayati her anı en ince ayrıntısına kadar anlatıyordu Cevher'e ve oda canı yana yana sessizce dinlemek zorunda kalıyordu.
          '' Bir nedeni yok Pınar Özür dilerim bundan sonra bu hiç olmayacak.Eskisi gibi hep yanınızda olacağım' demekle yetindi
          ''Söz mü''
          '' Söz''
          Pınar Cevherin elinden elini çekti.Şimdi aynı bankta yan yana oturuyor ve beraberce susuyorlardı. Cevher bilinçsiz olarak elini Pınarın elinin üstüne koymuş. Pınar ona bakıp gülümsemiş ve elini çekme gereğini duymamıştı.Cevher de farkında olmadan tutmuştu Pınarın elini. İkisi de elleri ellerinde gökyüzüne bakıyorlardı. Ta ki okul kapısının açılıp Hayatinin içeri girmesine kadar. Sabahın sihri bozulmuştu. Cevher elinin Pınarın elinde olduğunu o zaman anladı Pınar ona bakıyor gülümsüyordu. Cevher Hayatinin geldiğini görüce Pınarın elini usulca arkadaşına belli ettirmeden bıraktı.Bu Cevherin Pınarın elini uzunca bir süre sora tutuncaya kadar ki son tutması olmuştu.
          Artık Cevher de hep onların yanındaydı. Gülüyor konuşuyor. Hatta beraber basketbol oynuyorlardı.Canının yandığını asla sevdiği kıza hissettirmeden yaşayıp gidiyorlardı.
          Cevher ile Pınar artık orta üçe ani o okulda okuyacakları son sınıfa geçmişlerdi.Bir gün konuşmalarında Hayati bu sene sonunda Hollanda'ya gideceğini orada yaşamaya başlayacağını yazın ailesi ile beraber döndüklerinde de Pınarla nişan yapacaklarını söylemişti. Sabırla o günü bekliyorlardı. Lise bitince de Pınarla evlenip Hollanda'ya yerleşeceklerdi. Gelecekle ilgili planları buydu. ve o süre zarfında Pınar ile beraber olduklarını  kimseye sezdirmeyeceklerdi. Sadece en yakın arkadaşları bilecekti. Cevher,Hülya ve Hayriye.
           Cevher neden böyle gizli kalmasını istediklerini anlamamıştı ama madem öyle istiyorlardı öyle kalsındı. O sene Cevherin yeni sağlam dostlarla olduğu kadar.Pınarın bilmediği bir yönü ile beraber  alkol ve sigara ile tanıştığı sene olacaktı.
           Maçlar başlamış iki takımda gene İzmir Şampiyonu olmuşlardı tam beş senedir kimse ellerinden bu şampiyonluğu alamıyordu.Ama bu sene kızlar Denizli'ye erkekler Bolu'ya gideceklerdi.Yarı final maçları da Eskişehir de yapılacaktı. Önce erkekler maçlarını yapacakları yere Bolu'ya gidecek onlar döndüğünde de hemen kızlar Denizliye maçlarını yapmaya gideceklerdi. Eğer gruplarında ilk ikiye girerlerse beraberce Eskişehir'e gidilecekti.Buda Cevherin Pınarı görmeden geçireceği dolu dolu bir yirmi gün demekti..
          Cevher okul takımı ile gittiği Bolu'dan dönmüş Öğretmenleri Ferit hoca ise İzmir'e iner inmez Denizli arabasına binmiş.Denizliye gitmişti.Cevher  ertesi gün okula gelmiş ama Okul ona dar geliyor duramıyordu.Pınarsız okulun hiç tadı tuzu yoktu. Cevher okul bahçesinde kıvranırken yanına Aydın Cevherin yanına geldi.Aydın okul basketbol takımının zıpırlarındandı. Tek kelime ile yaramaz bir çocuktu Şımarıklığıyla ün salmıştı ve tabi düzensiz yaşantısıyla da Aydının Hafif gözleri patlak bir hali vardı onun için okul takımında herkes ona Aydın diye değil Patraş diye seslenirdi. Öyle acayip lakaplarımız vardı. Örneğin Okyay çok osurduğundan ona Fos derdik Hayati lazoğli bense önce cevo sonra cibo oldum.Evet hiçbir anlamı yoktu ama lakabım o olmuştu Cibo.
        Aydın
        '' Hayırdır bilader ne bu hal''
        '' Yok bir şey Patraş''
        '' Beni yeme oğlum. Kaçın kura'sıyım ben bak şu gözlere''
        Cevher gülecek gibi oldu. Aydın devam etti.
       '' Ben senin derdini biliyorum koçum cibo''
       '' Ya öylemi neymiş benim derdim''
       '' Denizliye gitmek istiyorsun Pınarı görmeye''
       '' Ne alaka ya Aydın''
       '' Oğlum o kıza nasıl baktığını gördüm. Sen Pınara aşıksın''  en son sözünü dalga geçer gibi söylemişti Aydın.Cevher hemen bir şey yapmalıydı. Aydının ağzı gevşek olabilirdi. Eğer bu arkadaşlarının kulağına giderse hem Pınarı kaybedebilir hemde Hayatiyi çok üzerdi buna izin veremezdi.
       '' Evet doğru söylüyorsun aklım Denizlide ama Pınarda değil''
       Aydın inanmamış gibi baktı. Gözlerinde beni kandıramazsın bakışı vardı.Cevher daha inandırıcı olmalıydı.
       '' Neşe de'' dedi
       '' Neşe mi. hani şu takıma bu sene katılan yeni kız ''
       '' Evet o''
       '' Yok artık ne zaman aşık oldu oğlum ona sen''
       '' Galiba görür görmez''
       Cevher yalanını Aydına yutturmuştu galiba.
       '' Lan cibo çok mu seviyorsun onu'' Aydın isim kullanmamıştı.
       '' Evet çok seviyorum ve okulda duramıyorum''
       '' İyi o zaman akşam Denizliye gidelim''
       '' Saçmalama Aydın nasıl gideceğiz''
       '' Sen o kısmı bana bırak''
       Aydın hemen bir plan yapmış okuldaki öğrencilerden bir kuruş toplamaya başlamıştık.Aydının teyzesi hastaydı ve aydının Burdur'a gitmesi gerekiyordu. Para onun için toplanıyordu.Aydın okul idaresinden de ikisi için nasıl becerdiyse becermiş bir haftalık  izin koparmıştı. Okulda işleri bittiğinde ellerinde de beş lira gibi büyükçe bir para vardı. Aydın paraya baktı. Bu para yetmeyebilirdi. Cevhere
        '' Gel benimle'' dedi
        Aydın Cevheri kordonda bir sabahçı kahveye götürmüş.Topladıkları parayı Cevhere vermiş.               ''Akşam burada buluşalım ben biraz daha para bulayım'' demiş saat 18.00 de buluşmak üzere ayrılmışlardı.Cevherin evden izin alması zor olmamıştı. Artık milli bir sporcu olduğundan evden de ona izin çıkmıştı. Saat 18.00 e doğru buluşacakları kahvenin önüne gelmişti Cevher Aydın orada onu bekliyordu.beraber bir masaya oturdular.
         '' Yaşar'ı bekliyoruz'' dedi Aydın
         '' Yaşar kim''
         '' Abim''
         '' Evet abim.''
         '' Ona ne gerek var ki''
         '' Oğlum o olmadan şehirler arası otobüse binemeyiz''
         '' O ne denmiş''
         '' Yaşımız tutmuyor aptal''
         Cevher tek başına yolculuk için yaş sınırından haberi yoktu.
         ''Ha tamam o zaman oda bizle gelecek mi''
         '' Evet gelecek ama Denizlide bizden ayrılacak.Onun başka işleri var''
         '' İyi o zaman''
         Az sonra Yaşar gelmişti yanlarına.Kahveye oturdular. Yaşar kahveciye Aydın ve Cevherin kendisinin  kardeşleri olduğunu söyledi. Böylece oturma izni de alınmış oldu.Yaşar
         '' Ne kadar paramız var''
          Cevher cebindeki tüm paraları çıkardı bende beş lira on beş kuruş''
          Aydın
          '' Bende bir lira daha bulabildim''
          Yaşar
         '' Bende de iki lira var. Bu para yetmez''
         '' Ne yapacağız'' dedi Cevher
         '' Kimin para bulabileceği başka yer var''
         '' Ben bir iki yere daha uğrayabilirim '' dedi Aydın
         Bense '' Yok'' diyebildim
         Yaşar kahveciye döndü üç bira istedi.
         '' Ben hiç içmedim'' dedi Cevher
         '' Her şeyin bir ilki vardır'' dedi Yaşar ve ekledi
         '' Bahse girerim sen bunu da içmemişsindir'' Cebinden sigara çıkarıp birini Aydına verdi Birini kendine aldı.
         '' Şey küçükken bir iki fırt çekmişliğim var'' diye yalan söyledi.
         Yaşar paketten bir sigara daha çıkarıp Cevhere verip elindeki kibritle sigaraları yaktı.az sonra biraları da gelmişti.Cevher sigara ve alkol ile böyle tanışmıştı.
         Cevher öksüre öksüre  sigarayı ve birayı içmiş. Hafiften kafası dönmeye başlamıştı. Yaşar ve Aydın Cevheri kahveciye emanet edip kendileri para bulmaya gitmişlerdi. Bir kaç saat sonra asık suratla ikisi de çıka gelmişti
          '' Gidemiyoruz'' dedi Aydın
          '' Para mı bulamadınız''
          '' Evet Cevher''
          '' Ne yapacağız o zaman''
          '' Evlerimize döneceğiz başka ne yapabiliriz ki''
          '' İyi de ben dönemem ki''
          '' Nasıl yani''
          '' Ben kampa gidiyorum diye çıktım evden''
          '' Hay Allah kahretsin'' dedi Aydın
          '' Bu gece burada kalalım sabah bir çaresine bakarız o zaman'' dedi Yaşar ve kahveciye üç bira daha söyledi. Cevherin ikinci birayıda içince iyice  kafası dönmeye başlamıştı. Üçüncü birada ise artık sarhoştu.
           Aydın
          '' Cevher sen garaja gidebilirmisin''
          O an biri Cevhere sen uçabilirmisin dese ona bile evet derdi.
          '' Evet gidebilirim''
          '' Tamam sen ver o cebindeki paraları bize''
          Cevher cebindeki paraların hepsini çıkardı verdi.
          '' Alın''
          Aydın Cevhere yol parası kadarını geri verdi
          '' Sen garaja git Denizliye en son giden arbadan yer ayırt. Biz Yaşar ile bir yere gidip para bulup geleceğiz. Tamam mı ''dedi
           '' Tamam'' dedi Cevher hiç düşünmeden. Sadece Pınarına gitmek istiyordu.
           Cevher garaja nasıl gittiğini bile anlamamıştı. Sarhoştu ve yalpalaya yalpalaya gidiyordu. Garajın içinde. Denizli'ye giden otobüslerden birinde yer ayırttı. Adamlar inanmasalarda Cevher cebinde son kalan parayı peşinat diye onlara vermiş. zor bela kendini oturacağı bir koltuğa atmıştı.
Az sonra iki Polis Cevherin yanına gelmişti.
           '' Merhaba genç''
           Cevher gelen adamlara baktı.
           '' Merhaba efendim''
           '' Ne arıyorsun bu saatte burada''
           '' Denizli'ye gideceğiz arkadaşlarımı bekliyorum''
           '' Bize yalan söyleme oğlum bak dut gibi sarhoşsun sen''
           '' Yok abi vallah yalan söylemiyorum''
           '' İyi gel bakalım sen bizle''
           '' Nereye abi buradan ayrılamam arkadaşlarım gelecek  burada beklemem lazım''
           '' Gel lan buraya'' deyip Cevherin kollarından tuttukları gibi karakola götürüp Komiserin karşısına çıkardılar.Komiser.
           '' Boşalt bakalım ceplerini''
           Cevher ceplerini boşalttı eski püskü bir cüzdanla, cüzdanın içinde de küçük defter halinde nüfus defterinden başka bir şey yoktu.  Komiser
            '' Ne işin var garajda''
            Cevher sarhoş olmasına rağmen yanıtı verdi komisere
            '' Denizliye gideceğim efendim .Arkadaşlarımı bekliyorum burada''
            '' Lan ne yalan söylüyorsun cebinde bir kuruş paran yok ne Denizli'ye gitmesi''
            '' Ben yalan söylemem. Arkadaşlarımı bekliyorum. Biletleri de ayırttım''
            '' Nereden ayırttın''
            '' İçerdeki firmalardan birinden''
            '' Hangisinden ismi ne''
            '' İsmini bilmiyorum ama siz oraya götürebilirim''
            '' Alın lan şu yalancıyı gözümün önünden. Doğruyu söyletin şuna''
            Cevher yan odaya alınmış Bütün polislerin oyun kaynağı olmuştu sanki.Cevher bir kum çuvalı onlarda boksör. Gelen geçen tüm polisler Cevheri dövmeye başlamışlar dövmekten yorulan Cevheri Çeşmeye götürüp soğuk suyla ellerini yüzlerini yıkayıp gene o boş odaya getirmişerdi. Kimi yumrukla girişiyor kimi elindeki jopla ellerine vura vura Cevheri dövüyorlardı. Gece bekçileri ile Cevher'i döverek dayak atma nasiplerini almışlardı.
             Cevher  artık tanınmayacak hale gelmişti nerede ise eli yüzü şişmiş. Yediği dayakların etkisi ile ayılmış. Kendisin döven tüm polis ve gece bekçilerine dayak yediği sürece sadece gülmüştü. Buda daha çok dayak yemesine neden olmuştu. Cevher en az iki saate yakın dövülüyordu içeride saat 23 e yaklaşmıştı bir saat sonra son otobüs gidecekti. Cevher en çok ona üzülüyordu. Arkadaşları belkide garaja gelmiş onu bulamamış ve otobüsten bilet alıp gitmeye hazırlanıyorlardı. Yeni bir dayak faslı başlamak üzereydi ki içeriden komiserin sesi geldi.
             '' Getirin onu buraya''
             Cevheri komiserin yanına aldılar.Komiserin yanında kendi yaşlarında bir çocuk ve orta yaşlarında bir adam vardı.Komiser Cevhere dönüp
             '' Tanıyormusun ''dedi odadakileri göstererek
             Cevher
             '' Hayır tanımıyorum''
             '' Ama oğlan seni tanıyormuş''
             Kendi yaşıtında olan
             '' Evet ben onu tanıyorum ama o beni tanımaz'' dedi
             Komiser gülerek
             '' Sanki ünlü birinden bahsediyormuşsun gibi konuşuyorsun evlat''
             '' Evet okulumuzda herkes onu tanır Cevher adı Baketbol oynar ve milli sporcudur''
             Komiser kulaklarına inanamıyordu
             '' Yok daha neler''
             '' Evet komiserim'' dedi adam '' Bu genci bende tanıyorum. Neden bu kadar dövdünüz bu çocuğu''
             '' Bize yalan söyledi durdu''
             '' Ne dedi''
             '' Denizliye gidecekmiş yalancıya bak. cebinde beş kuruş yok Denizliye gitmekten bahsediyor.Üstelik yerde ayırtmış mış''
             '' Peki siz araştırma gereği duydunuz mu''
             '' Yok daha neler bia her sarhoşun dediğini araştıracak olsaydık burada ki işlerimizi yapamazdık''
             '' İyi de siz Polis değilmisiniz.Sizin göreviniz değil mi araştırmak soruşturmak ondan sonra cezayı işleme tabi tutmak''
             '' Ne o be bize birde işimi mi öğreteceksiniz''
             Adam soğukkanlı
             '' Gerekirse evet''
             '' Kimsin lan sen işimize burnunu sokuyon sana da bir fasıl geçelim''
             Adam hala sakin gülümsüyordu. Elini cebine attı cüzdanını cebinden çıkardı içindeki bir belgeyi Komiserin önüne attı.
             '' Evet bir fasıl da bana geçin bakalım'' dedi
             Komiser önüneatılan evrağa baktı gözleri faltaşı gibi açıldı.Emniyet baş müfettişi Muzaffer Hergül. yazıyordu kimlikte.
             '' Şey efendim ben keşke daha önce söyleseydiniz''
             '' Niye kimliğini göstermeyen kerkesi dövüyormusunuz yoksa''
             '' Olur mu hiç öyle şey''
             '' Bu çocuğun hali ne o zaman''
             '' Ama o yalan söylüyordu''
             '' Araştırdın mı komiser''
             '' Şey hayır efendim''
             '' Komiser bu akşam burada görevli olan tüm polisleri acilen buraya bir toplayın ve Bu akşam burada görevli olan her polis ve gece bekçisinin isimlerini de istiyorum''
             Telsizle dışarıdaki tüm görevli polisler karakola gelmiş Müfettişin karşısına dizilmişlerdi.
             '' Hangileri seni dövdü evlat''
             '' Hiç biri efendim''
             ''Anladım ne yapmak istediğini evlat. Umarım bu çocuk kadar mert olursunuz. Kimler bu çocuğu dövdü''
            Hepsi ellerini kaldırdı.
            '' Hepiniz ha''
            Polisler başlarını öne eğdiler.
           '' Peki hanginiz bu çocuk doğrumu söylüyor yalan mı söylüyor diye araştırdı''
           Hepsinin başı yerdeydi
           '' Anladım Hiç biriniz. Allah belanızı versin iyimi dua edin bu çocuk yalan söylüyor olsun. Yoksa hepiniz bu işten kurtulamayacaksınız''
           Sonra oğluna döndü
           '' Mehmet''
           '' Efendim baba''
           '' Sen arkadaşına yardımcı ol bakalım. Sen biletini ayırmışmıydın evlat'' dedi Cevhere
           '' Evet efendim''
           '' Bizi oraya götürürmüsün''
           '' Evet efendim''
           '' Komiser sen listeni al el bakalım bizimle''
           Mehmet ile Cevher önde komiser ile baş müfettiş arkada Karakoldan çıktılar. Cevherin biletleri ayırdığını söylediği yere doğru gidiyorlardı ki Aydın ile Yaşar'ı gördü Cevher
           '' Ha işte efendim beraber gideceğimiz arkadaşlar'' dedi Aydınla Yaşar'ı göstererek
           Aydın ile Yaşar da onları görmüştü. Baş müfettiş onları yanına çağıracakti ki zate onlar koşturarak yanlarına gelmişlerdi bile.
           '' Cevher ne oldu sana böyle''
           '' Hiç üzerimden kamyon geçti''
           Baş müfettiş aydınla Yaşara dönüp.
           '' Denizliye mi gideceksiniz siz''
           '' Evet efendim Cevher önden gelip biletleri ayıracaktı. Bizde paramızı denkleyip gelip gidecektik''
           Baş müfettiş Komisere bakarak.
           '' Listeyi ver bakalım'' dedi
           Komiser başı önde
          '' Buyurun efendim''
          '' Bu çocuk bu halde nasıl gidecek komiser söylermisin şimdi''
          '' Olsun efendim sorun değil ben giderim''
          '' Komiser bu çocuklar o otobüse binecekler ve parasını siz ödeyeceksiniz''
          '' Tamam efendim''
          ''Peki hiç utanmadınız mı bu kadar insan gencecik çocuğu bu kadar dövmeye. Neden bu kadar çok dövdünüz''
          '' Şey efendim biz dövdükçe bize bakıp gülüyordu sadece''
          '' Nasıl yani''
          '' Canımı acıtmaya çalışıyorlar ama acıtamıyorlardı ondan efendim''
          '' O güldükçe biz daha çok dövdük efendim''
          '' Yuh olsun size yarın sizin hepinizle görüşeceğim .Savunmalarınızı talep edeceğim''
          '' Emredersiniz efendim''
          '' Şimdi bindirin bu çocukları otobüslerine''
          Cevher Aydın ve Mehmet otobüse bindirilmişlerdi.Cevher Mehmet'e bakarak Teşekkür etmiş ve okulda görüşürüz demişti.Cevher sonradan lakabı kambur olacak olan Mehmet ile böyle tanışmış ve uzunca sürecek sağlam bir dostluğun ilk temeli böyle atılmıştı.

         

10 Ocak 2016 Pazar

ADI AŞK BÖLÜM 3 PART 5

         Bazen sen istemesen de
O sessizce gider....

Yüksel ŞEKER 

 Siyah gürültülü bir İzmir sabahına uyanmışlardı. Dışarıda gök gürültüsü eşliğinde yağan bir yağmur,Kapalı kasvetli bir hava vardı. Hani insanın işi olmasa otur pencerenin önünde dışarıdan cama vuran yağmur damlalarını. İçeride gürül gürül yanan sobanın sıcaklığında seyret dedikleri tipte bir hava. Ama kızlar okula. Büyük baba da arkadaşı ile buluşmaya gideceklerdi. Evde pencere keyfi yapma şansları yoktu Kaldı ki ev soba ile değil doğal gazla ısınıyordu.
          Ev halkı saat 06.30 da büyük babanın konseri için uyanmış.saat 07,30 dada kızlar okullarına gitmeye hazırlanmıştı. Büyük baba kızları yolcu etikten sonra. Banyoya girdi güzel sıcacık bir duş aldı. Bu sabah ''Sigara olsa iyi olurdu'' diye düşündüğü sabahlardandı ama sigarayı bırakalı çok uzun zaman olmuştu.
           ''Eh be Cevher yetmiş üç yıllık ömrüne pek çok şeyi sığdırdın. Sığdırdın da.Bir sevdiğin kadına yer bulamadın.Sen nasıl bir adamsın.'' Büyük baba  buzdolabına gitti elini uzatıp kapısını açtı. Buzdolabın içinden içindeki sıvısı küflenmiş yarısına kadar dolu. Üzerinde belli belirsiz kırmızı bir ruj izi bulunan yetmişlik yeni rakı şişesini çıkardı.Elindeki eski rakı şişesine bakmak içindeki isyanı dışarı vurmuş '' Sahi Cevher sen adam'mısın'' demişti kendine.
           Büyük babanın içi de dışarıdaki hava gibi kara ve kasvetliydi bu sabah.Geçmiş anıları filim şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu. Sevdiği kadını ölümde buluşuncaya kadar kaybettiği anı canı yana yana tekrar tekrar yaşıyordu. İçmek, herkes büyük babanın acısını dindirmek için içki içtiğini sanıyordu. ama büyük baba  dindirmek için değil.O anı hiç unutmamak için hep kıvamında içiyordu.               Büyük baba sevdiği kadınla o son gecede karşılıklı içmiş. Sevdiği kadın o gece büyükbabaya  o müthiş aşk konçertosunu çalmış ve o gecenin sabahında Büyük babaya kendi kemanını ve büyükbabanın asla unutamayacağı o konçertonun notalarını geride bırakarak, bir daha dönmemek üzere gitmiş. Büyükbaba ona gitme bile diyememişti.          
             Sevdiği kadın sabah saat 06.30 da büyük baba uyurken sessizce kalkıp,hazırlanmışbüyük babayı  son bir kez daha dudağından  öpüp.''Sen benim tek aşkım olarak kalacaksın ve asla senden başkası olmayacak'' diyerek usulca evden gözyaşlarını akıta akıta çıkıp gitmişti. Büyükbaba sevdiği kadının sözlerini hayal meyal duymuş ama uykusuna yenik düştüğünden uyanamamış ve sevdiği kadına ''Gitme kal sonu ne olursa olsun benle kal'' diyememişti.
            Büyük baba elindeki eski rakı şişesini buzdolabına geri koyarken ''Sen onun bana bıraktığı beş şeyden birisin'' dedi. Sevdiğinden Büyük babaya o geceden kalan beş şeyden biri Büyük babaya  o gece çaldığı kemanı ile yayı,  O müthiş aşk konçertonun notaları.Kadeh kullanmadan ağızlarına dikerek içtikleri yarısı boş üstünde kırmızı dudak ruju bulunan rakı şişesi ve Bir başka kadına asla veremeyeceği aşkı ve...
              Büyük baba  sevdiği kadını kaybetmişti ama ondan kalan beş şeye ömrünün sonuna kadar sadık kalmıştı. O yarım rakı şişesi buzdolabında hep olduğu gibi kalmış,kendinden başka  kimsenin dokunmasına izin vermemişti. Yıllarca evli kaldığı, kendine iki şahane çocuk veren kadına bile dokunmayı yasaklamıştı. Büyük baba öyle yüce ruhlu bir kadınla evlenmişti ki. O kadın bir gün olsun sinirlenip o şişeyi fırlatmaya bile yeltenmemiş. Kocasına duyduğu sevgi ve saygıdan dolayı o şişeye bırakın dokunmayı,Konusunu bile öleceği o son ana kadar hiç açmamıştı. O son andada kocasının gözlerinin içine bakmış
              '' Biliyorum O rakıyı paylaştığın kadın kadar beni hiç sevmedin.Ama bana bir gün olsun içindeki o büyük aşkın acısını hissettirmedin.Beni mutlu edebilmek için her şeyini verdin. O yüzden bütün hakkım son damlasına kadar helaldir sana'' demiş kocasından da helalliğini aldıktan sonra gözlerini bir daha hiç açmamak üzere kapamıştı.
           Büyük baba salona geçti koltuğuna oturdu.Saate baktı. Saat dokuza geliyordu.Telefonunu aldı Kamburu aradı.Saat on bir de buluşma kararı aldılar. Büyük baba koltuğundan kalkıp elbise dolabına doğru yürüdü. Dolabın kapağını açtı.İçindeki elbiseleri bir kenara çekip Dolabın altında kendisinin yaptığı gizli bölmeyi açtı.Bölmenin içinden kilitli bir kutu çıkarıp aldı ve koltuğuna döndü.Kutuyu cebindeki anahtarların en küçüğü ile itinayla açtı Kutunun içerisinde düzgünce katlanmış kağıtlar ile eski siyah beyaz bir kadın fotoğrafı vardı. Fotoğrafı eline aldı dakikalarca baktı. Büyük babanın büyük aşkı Pınarın fotoğrafıydı büyük babanın dakikalarca elinde tutup baktığı. Büyük babaya sevdiği kadından kalan beşinci şey Sevdiği kadının fotoğrafıydı..
           ''Tanrım Pınar ne kadarda benziyorsun evimdeki yeni küçük torunum dediğim Pınara. Allah'ımın bana  geri verdiği hediye olsa gerek bu. Bunca yıl sonra.Tekrar evime geri gelmişsin gibi''. Büyük baba  öz torunu kadar çok sevmişti Pınarı. fotoğrafa bakarak konuşmaya başladı büyük baba.
           ''Seni kaybederek hayatımın en büyük hatasını yaptım. O sabah uyanmalı senin gitmene engel olmalıydım.Asla uykuma yenik düşmemeliydim. Ama olmadı uykuma yenildim ve seni kaybettim.Şimdi küçük torunum dediğim ve senin adını taşıyan o küçük harika kızın; Sevdiği oğlan yüzünden başı belada ve ben ne pahasına olursa olsun.Onu asla kaybetmeyeceğim''
             Büyük baba fotoğrafı itina ile kutusuna geri koydu,Kutunun içinde iyice sararmış kağıtları eline aldı.Kağıtları  açmaya çalışsa kağıtlar un gibi darmadağın olacaktı. Kağıtlar iyice kurumuş her an dikkatsiz bir dokunuş kağıtları un ufak edebilir ve sevdiği kadının ona bıraktığı küçük veda notu ile o gece çaldığı o müthiş aşk konçertosunun notalarını sonsuza kadar kaybedebilirdi. Kağıdı burnuna götürdü doyuncaya kadar kokladı.Sonra kalbinin üzerine koydu'' Hala sen kokuyor biliyormusun'' sözcükleri dilinden sonsuzluğa döküldü. Büyük baba kağıtları da aynı itina ile küçük kutusuna geri koydu.Kutunun kilidini kapatıp. Elbise dolabındaki gizli bölmesine koyup bölmeyi kapattı. Üzerine de daha önce kenara çektiği elbiseleri koyup dolabın kapağını da kapattı. Büyük baba odasına döndü üstünü değiştirdi.Kambur ile buluşmaya hazırdı.
            Saat on bire çeyrek vardı Büyükbabanın Kambur ile buluşacağı Çınar cafeye ulaştığında. Kambur daha gelmemişti.En köşedeki boş masaya oturup Kamburu beklemeye başladı.Saat on bire beş kala Kambur Çınar cafenin giriş kapısında görünmüş. Gözleri ile cafe nin içini taradıktan sonra Büyükbabanın oturduğu masayı görmüş ve büyük babanın karşısındaki boş sandalyeye büyük babaya selam vererek oturmuştu.
            Büyükbaba da Kamburun verdiği selamı almış eski dostunun elini sıkarak.
            '' Kahvaltı yaptın mı''dedi
            '' Elbette yaptım sen yapmadın mı yoksa yaşlı bunak''
            Büyükbaba gülerek
            ''Yaptım yaptım seni yaşlı ihtiyar.Kahve söylüyorum o zaman''
            '' Ha bak o olur''
            Büyükbaba gelmesi için garsona işaret etti.Garson gelince iki orta şekerli Türk kahvesi söyledi. Sonra Kambura dönüp.
            '' Seni dinliyorum Mehmet'' dedi.
            Kambur derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
            '' Cevher durum tahmin ettiğimizden daha vahim''
            '' Nasıl yani''
            '' Sizin şu oğlan başından büyük bir derde bulaşmış görünüyor''
            '' Nasıl yani''
            '' Kızlar anlatmışlardır okulun önünde olan biteni sana''
            '' Evet anlattılar''
            '' Bizim çocuklar o iki adamı paketleyip getirdiler bana.Önce konuşmamakta direndiler ama Yılmaz gibi tecrübeli birine daha fazla dayanamazlardı. En sonunda dilleri çözüldü.''
            '' Neymiş oğlanla dertleri''
            '' Cevher zaman çok değişti. Pek çok suçta zamanla beraberşekil değiştirdi yada yeni türleri üredi ve bunlar bizim pek anlamadığımız türde suçlar.''
           '' Nasıl yani''
           '' İnterneti biliyorsundur.''
           '' Eh yani birazda olsa evet''
           '' İnternet'' dedi biraz durup kafasındakileri nasıl anlatacağını düşünüp kafasında derledikten sonra anlatmaya devam etti.
           '' Cevher bizim kullandığımız internet yasal internet dediğimiz internet''
           ''Başka internettemi var''
           '' Evet Cevher deep web diye bir yer var. Türkçesi derin internet. İnternetin bu kısmı yasal olmayan şeyler içeriyor .O yüzden bilinen internet sunucuları burayı yasal olmadığı için kullanmıyor''
           ''Anladığım kadarı ile kullanan var galiba''
           ''Var Cevher. Tor diye bir bağlantı uzantısı kullanılarak giriliyor buraya.Burada normal olan şeylerin yanında normal olmayan pek çok yer var. Porno yayınlarının en pis hali. Türlü türlü sapıklıklar,Satanizm pisliği.Canlı kadın satışı.Esrar eroin satıcılığı burada çok rahat yapılabiliyor.İstersen kiralık katil bile kiralayabildiğin gibi.Yasal olmayan yollarla pek çok devlet sırrına yada  belgeler ulaşabiliyorsun. Hele usta bir hacker sen''
           '' Vay canına nasıl bir yer böyle burası. Bizim oğlanla ilgili kısmı neresi Mehmet''
           '' Bizim oğlanda burada gölge isimli hacker olarak tanınıyor. Deep web'in en sıkı kullanıcılarından Ve sanırım bazılarını rahatsız edecek belgeler var elinde.Henüz bunların ne olduğunu ve kimlere ait olduğunu bilmiyoruz.Bu iki adam bizim oğlanı korkutmak ve elindeki bilgilerin ve belgelerin ne kadar olduğunu, Kimlerin bu belgelerden haberdar olduklarını öğrenmeleri ve bu belgelerin sessiz sedasız Bizim oğlanın elinden almaları için gene bu deep web denilen yerden kiralanarak tutulmuşlar.''
           '' Kim tutmuş belli mi ''
           '' Hayır bu deep webte en önemli unsur gizlilik.Ne tutan nede tutulan birbirlerini hiç görmüyorlar. Para alış verişi bankalar üstünden yapılmıyor.Herkesin kendine özgü para tahsil sistemleri ve yolları var. Yani takip edilip bulunmaları nerede ise olanaksız.''
           '' Yani''
           '' Bu iki adama göre; İş dallanıp büyümeden.Belgeler  bizim oğlandan alınıp sahiplerine geri verilmesi için tutulmuşlar. Bu arkadaşlar o belgeleri  sahiplerine ulaştırıp kimsenin zarar görmeden bu konunun kapanması için baya yüklüce bir para almışlar''
           '' Ne kadar''
           '' Beş yüz bin Türk lirası''
           '' Yarım trilyon yani. Peki kambur sen ne düşünüyorsun''
           '' Bunlara para verenlerin amacı farklı bence''
           '' Nasıl yani''
           '' Düşünsene Cevher bu adamlar yada adam kimse artık.Sadece evrakların bulunması için olsa bu adamları tutmaz.Kendi adamlarını kullanılır o parayı bizim oğlana önerir belgeleri geri alır ve konu sonsuza kadar kapatılırdı.''
           '' Anladım galiba''
           '' Bu adamlar evrakları ellerine geçirse bile evrağı eline geçiren kişiyi ortadan kaldırmak isteyeceklerdir. Onların amacı bu belgelerden kaç kişinin haberi var onları tespit edip hepsinden tek tek kurtulmak olacaktır''
           ''Peki biz ne yapacağız''
           '' Şimdi bu tuttukları adamların bu işi beceremediklerini,belgeleri bizim oğlandan geri alıp kendilerine getiremeyeceğini er geç anlayacaklardır. İşte o zaman daha sert önlemlere başvurmaları kaçınılmaz olacaktır.Yakın zaman da  işin içine kendi imha ekiplerini sokmaları olasılıklardan biri.İşte o andan itibaren bizim oğlanın çevresinde kim var kim yok hepsi tehlikedeler demektir.Bizim oğlanın elindeki belgeler ve onların harekete geçmeleri halinde belgelerin yayılma olasılığı şimdilik bu adamları tutuyor görünüyor. Yeni hamleleri evrakların yerini ve kimlerin bu evraklardan haberdar olduğunu belirleyip öyle harekete geçmek olacaktır.Bence bu adamlar kesin sonuç almak istiyorlar. Bir süre daha bekleyip daha çok bilgi ele geçirmek niyetindeler. Ama her an harekete de geçebilirler''
          '' Harekete geçerlerse Ölümlerde başlar diyorsun yani''
          '' Kesinlikle ve bizim oğlanın ulaşabileceği herkesi yok etmeye çalışacaklardır ve buna bizim oğlanın en yakınından başlarlar. Anne,baba, kardeş ve sevgili.''
          '' Nasıl kurtulacağız bu adamlardan Kambur''
          '' Cevher bugün bizim oğlanı alarak ondan bilgi almaya çalışacağız ki. kiminle neyle karşı karşıya olacağız bilelim.''
          '' Benimde olmam Bizim oğlanın daha rahat anlatmasına yararı olabilir''
          '' Bende öyle düşündüm Cevher''
          '' Ya kızlarım''
          '' Onların korunmasına devam edeceğiz ve daha dikkatli olacağız''
          '' Bizim oğlanı aldınız mı bana da haber verirsiniz. Olmam gereken yeri''
          '' Onu da düşündüm Cevher''
          '' Nasıl yani''
          '' Kısmen sende tehlike altındasın''
          '' Bende mi.İyi güzelmiş''
          '' Dalga geçme Cevher senin evin orada da bir ekip olacak. Oğlanı aldık mı biri gelip seni evden alacak ve buluşma noktasına getirecek''
          '' Tamam o zaman Hadi kahvelerimizi içelim''
          Kahveleri içerken Kambur Büyükbabaya bir paket uzattı.
          '' Al bunu''
          '' Bu ne''
          '' Bir on dörtlük yarı otomatik Browning''
          '' Ne yapacağım bunu''
          '' Daha önce hiç silah kullandın mı''
          '' Atış parkurunda evet''
          ''Al inşallah kullanmak zorunda kalmazsın da. Yanında bulunsa iyi olur.Güvenlik açısından''
          '' Yasak değil mi''
          '' Yok dün bütün resmi evrakları hallettik. Bunu taşıma ve evde bulundurma iznin halledildi''
          '' Şuraya bak ya Yetmişinden sonra belimizde silah taşıyacağız desene''
          '' Güvenlik açısından evet''
          '' Tamam  ver şunu bakalım''
          Büyükbaba Kamburdan silahı aldı beline koydu.
           '' Sahi kambur o iki adam.Onlara ne oldu''
           Kambur
          '' Uzunca bir süre ortalıkta görülmeyecek şekilde. Emin bir yere bırakıldılar''
          '' Sanırım bilmem gereken bu kadar bu konuda''
          '' Aynen öyle Cevher''
          Başka soru sormaya gerek yoktu.Kahveler içildi.Hesap ödendi.İkisininde yapması gereken işler vardı ve onları yapabilmek için kendi yollarına düştüler.
          Büyükbaba eve geçmiş. Elindeki silahı evdeyken hem kızların kolay bulup göremeyeceği hemde kendisinin en kolay ulaşabileceği bir yere koyması gerektiğini düşündüğünden. Evin içinde turluyor ve buranın neresi olması gerektiğini bulmaya çalışıyordu. İki yer belirlemişti büyük baba. İlki sürekli oturduğu koltuktu.Koltuğun altına bantlar ve koltuk döşeme tabancası ile bir düzenek yaptı. Evde otururken tabancayı oraya koyacaktı. İkinci yer ise yatağın baş ucu mobilyası idi. Yatarken istediği anda elinin altında olabilmesi için   Yatağının baş ucuna benzer bir düzenek kurmuş yatarken de silahını  oraya koymaya karar vermişti. Her ikisi yerde dışarıdan bakıldığında görülmeyecek şekilde yapılmıştı.Şimdi akşamı beklemekten başka yapacağı işi yoktu. Koltuğuna oturdu. Önce oğlunu sonra kızını arayıp onlarla dakikalarca konuştu.
           Pınar ile Zülal otobüs durağında Murat ile buluşmuşlardı. Öner görünürde yoktu. Belli ki okul önünde olanlardan haberdar olmuş. Pınar ve Zülalin karşısına çıkacak yüzü bulamadığından durağa gelmemişti.Pınar durakta ve okula giderken Önerin mevzusunu hiç açmamış Murada gördün mü Öneri diye sormamıştı ''Nasılsa okulda yakalar,dünün hesabını sorarım '' diye düşünüyordu.Ama gün boyu tüm aramalara ve okuldaki arkadaşlarına sormalarına rağmen Öneri ne gördüler nede gören bilen birine denk geldiler. Öner kaybolmuştu sanki.
           Okulda günün konusu bir önceki gün yaşananlardı. Pınar ve Zülali gören herkes ne olup bittiğini onlardan öğrenmeye çalışıyorlardı. Ama kızların kendilerinin bile tam olarak bilmedikleri şeyler için açıklama yapmaları hem zor hemde olanaksızdı. ''Bizde bilmiyoruz öğrenmeye çalışıyoruz''  diyorlardı.Okulun dekanı da onları odasına çağırmış.Sorular sorarak olaylar hakkında bilgi edinmeye çalışmış. Ama sonuç alma çabalarının boşa gideceğini. Kızların bile tam olarak ne olduğunu bilmediğinden anlamış. Emniyet ile gerekli yazışmaları yapıp okul önünde güvenlik önlemlerinin daha sıkı yapılmasını sağlama girişimlerinde bulunma kararı almıştı.
           Saat üçe doğru büyükbabanın kapısının zili ile telefonun aynı anda çalındı. Büyükbaba kapıya giderken telefonunu açtı arayan Kamburdu onu evden alması için birini gönderiyordu.Gelen adamın ismi Asımdı. Büyükbaba tamam deyip telefonunu kapattı. Kapının megafonundan
            '' Kim o '' diye bağırdı
            '' Cevher bey amca ben Asım ''
            Büyükbaba silahı beline koydu. Kapıdaki adama seslendi.
            '' Tamam geliyorum hemen, bekleyin biraz lütfen''
            '' Tamam Cevher bey amca bekliyorum''
            Büyükbaba az sonra Asım ile beraber Kamburun yanına gidiyorlardı.Yarım saatlik bir yolculuktan sonra Urla yolunda toprak bir yola sapıp eski püskü bir fabrika olduğunu zannettiği bir yere gelmişlerdi. Asımla beraber içeri girdiler. İçeride dört kişi vardı.Kambur Büyükbabanın geldiğini görünce yanına gitti. Tokalaştılar
            '' Gel Cevher''
            Öner bir sandalyeye oturtulmuş başında da iki kişi vardı.Öner gelenin büyük baba olduğunu anlayınca kısmen rahatlamıştı. Demek ki bunlar kendisinin problemli olduğu kişiler değildi. Kambur büyükbabaya Tayfun ve İsmail'i tanıttı. Büyük baba Önere dönüp
            '' Merhaba evlat'' dedi
            Öner ne olduğunu çözmeye çalışıyordu. Korktuğu her halinden belli idi.Büyük babanın bu adamların yanında ne işi olduğunu anlamaya çalışıyordu.
            ''Merhaba Cevher amca'' dedi Öner
            Büyükbaba Önerin karşısındaki bir sandalyeye oturdu ve Öner'le konuşmaya başladı.
            '' Bak evlat senin iyi kötü ne yaptığını kısmen de olsa bulduk sayılır. Senin bu yaptıklarından dolayı benim kızlarımda, senin ailende büyük tehlike altındalar. Burada bulunan tüm arkadaşlar bu işten sağ salim kurtulmamız için bize yardım edecek insanlar. Lakin kimden ve neden korumamız ve bunu nasıl yapacağımızı belirlememiz için seninde bize yardımcı olman gerekiyor.Yoksa çok can yanacak ve sen sanırım bunun bilincindesin''
          '' Evet Cevher amca''
          '' Oğlum ne işin var senin öyle acayip yerlerde''
          '' Büyükbaba durum bildiğiniz gibi değil. Siz benim orada gölge kod isimle bulunduğumu herhalde öğrenmişsinizdir.''
         '' Evet öğrendik. İyide oğlum neden böyle bir işe bulaştığını anlamadım''
         '' Cevher amca benim de İnternetin bu kısmından haberim yoktu. Bir gün bir mail aldım mailde Hesabıma yüz bin lira yatırıldığı yazıyordu. Eğer daha fazla kazanmak istiyorsam benle yeteneğim doğrultusunda çalışmak istiyorlardı''
          Kambur
          '' Kimden geldi o mail''
          '' Suratsız nikli birinden''
          '' Sen ne yaptın peki''
          '' Ciddiye almadım birileri benle dalga geçmeye çalışıyorlar sandım. Sabah kalktığımda banka hesabıma baktım mail doğruydu ve hesabımda yüz bin lira fazlalık vardı.Şaşırmıştım maile yanıt verdim hemen.Benden ne yapmamı istiyorsunuz diye''
          ''Yanıt geldi mi''
          '' Evet geldi Bana deep webe girmemi ve kendisine verilecek bir siteyi hackleyip oradan bazı evrakları ele geçirip. Hiç okumadan ona bildirilecek  bir adrese evrakları bırakmamı istediler''
           ''Sen ne yaptın''
          ''Yapamayacağımı yazdım onlara''
          '' Ne dediler peki o zaman''
          '' Bana bir mail daha gönderdiler içinde resimler vardı. Resimleri açıp gelen resimlere baktım.Tüm aile bireylerimin resimleri vardı.Annemin babamın kardeşimin hatta bir kaç sevdiğim akrabamın resimleri ile beraber Pınarın ve  Zülalin de içinde bulunduğu resimler. Sonra resimlerin sonun da bir yazı vardı''
           '' Ne yazıyordu'' diye sordu Tayfun
           '' Dediğimizi yaparsan bu resimdeki herkesin rahat ve huzurlu yaşamlarına devam edeceklerini ve hesabına dokuz yüz bin lira daha yatıracaklarını ama yapmazsa hiç hoş şeylerle karşılaşmayacağımı belirten bir yazı vardı''
          '' Polise gitmeyi düşünmedin mi''
          '' Düşünmezmiyim ilk düşüncem o oldu.ama ikinci gelen mail de bu düşüncem ile ilgili idi. Eğer polise veya başka bir kuruma başvurursam O resimdekileri unutmam gerektiğini belirten bir mail aldım''
          '' Dediklerini yapmaktan başka çarem yoktu.''
          '' Sende dediklerini yaptın.''
          '' Aynen öyle yaptım. bana verdikleri siteyi hackledim. Belgeleri ele geçirdim ve hiç okumadan bana verilen adrese gidip bıraktım. ama her ihtimale karşı birer kopya daha alıp güvenli bir yere sakladım.Ama inanın hiç okumadım. Sadece güvenlik için lazım olduğunu düşünmüştüm. Evrakları teslim ettikten sonra Paramı yatırdılar hesabıma.''
          ''Sende her şeyin bittiğini sandın değil mi''
          '' Aslında evet her şeyin bittiğini sandım.Her şey normale dönmüş ve ben bolca paraya kavuşmuştum. Ama parayı kullanamıyordum. Kime ne diyecektim bu parayı nereden bulduğumu nasıl açıklayacaktım. İlerde bir yolunu bulurum diye hesabımdaki paraya hiç dokunmadım.Belki bir süre sonra piyangodan kazandığımı falan söyleyecektim. Şans oyunlarını takibe başladım  ne zaman o miktarda parayı İzmir den biri yakalarsa ve o kişi ortaya çıkmaz ise ben o kişiyim diye ortaya çıkabilecektim''
           '' Sonra ne oldu'' dedi Kambur
           '' Bir gün Pınarı kaldığı yurduna bıraktıktan sonra iki adam karşıma çıktı''
           '' Ne istediler senden''
           '' Benim bir siteyi hacklediğimi ve bazı evrakları elimde tuttuğumu söylediler''
           '' Hayır ben öyle bir şey yapmadım desem de. Onları inandıramadım. Bilgisayarda yaptığım her şeyin dökümanını koydular önüme linkimi çözmüş ve o link onları bana getirmişti.''
           '' Yok o link benim ama ben hiç bir şey yapmadım desem de bana üç gün süre verdiler. Evrakları geri getirmem için. Bir an yedeklerini onlara vereyim dedim. Ama bu düşüncemin çözüm olamayacağı her halinden belliydi.Evrakları onlara versem bile beni asla rahat bırakmayacaklardı.O evraklar tüm sevdiklerimin hayatta kalma garantisi idi''
          '' Evet bir yere kadar haklısın evlat ta.Bir süre daha seni bekleyip senden olumlu bir hareket gelmezse Harekete geçeceklerdir.Yani oda çözüm değil'' dedi Kambur
          '' Peki ne yapacağım''
          '' Artık ne yapacağım değil ne yapacağımıza bakmamız lazım evlat''dedi Büyükbaba
          Kambur.
          '' Şimdi hacklediğin sitenin linkini ver de bir araştıralım bakalım neresiymiş. Tabi sendeki o evrakları da. Neyle karşı karşıyayız bilelim''
          Öner büyükbabaya baktı.
          Büyükbaba
          ''Bundan sonra hep beraber hareket edeceğiz  evlat versen iyi olur'' dedi Önere
          ''Tamam o zaman bir yere gitmemiz lazım Cevher amca''
          Kambur Tayfun ve İsmail'e
          '' Siz Öner ile gidin evrakları ve sitenin adresini alın.Gerekli araştırmaları yapın yarın toplanır konuşuruz. Bu arada Öneri de Önerin  aile bireylerini de koruma altına alın. Ama kimseye belli etmeden yapın bunu''
          '' Tamam baba'' dedi Tayfun
          Kambur Cevhere dönüp
          '' Bizlerde evimize dönelim Cevher yarın görüşürüz''
          Asıma dönüp
          '' Hadi bizi sen bırak önce Cevheri sonra beni evime bırakır sonra görev yerine dönersin. Bu gece nöbet senin değil mi''
          '' Evet baba benim'' dedi Asım
          Tayfun İsmail ve Öner üçü beraber çıktılar bulundukları yerden. Önerin onları götüreceği adrese doğru. Asım da büyük babayı ve Kamburu evine bırakmak için yola koyuldular.
          Büyükbaba eve geldiğinde saat 18.10 geçiyordu. Silahını koltuğunun altına yaptığı yere koydu. Koltuğuna oturup kızları beklemeye başladı. Henüz kızlara bir şey söylememeyi uygun görmüşlerdi. Büyükbaba da bir şey anlatmayacaktı kızlarına. En azından bir süre daha belkide kızlara haber vermeye hiç gerek olmadan bu konu halledilirdi.
            Saat 19.25 te kızlar eve gelmişlerdi.yemekler yenilip. içeri geçildi. Ne büyük baba Öneri sordu nede kızlar Öneri anlattı herkes anlaşmış gibi bu konuda susmuşlardı.Koltuğa oturdular Pınar büyük babaya kahvesini getirmiş.
             '' Seni ve hikayenin devamını dinlemeye hazırız Büyükbaba'' demişti
             Büyükbaba kahvesinden bir yudum aldı ve Kızlarına kendisini kaldığı yerden anlatmaya başladı....