7 Ocak 2016 Perşembe

ADI AŞK BÖLÜM 3 PART 4

          AŞK EN BÜYÜK MUTLULUĞUNUZ OLABİLECEĞİ GİBİ
                                                               EN BÜYÜK ACINIZDA OLABİLİR
                                                                                                       Yüksel ŞEKER
   
           Cevher ve Hayati Akün hotel'deki odalarına yerleştiler. Cevherin gözleri her yerde Pınarı arıyordu. Galiba bunun adına aşk diyorlardı. Cevher bu yeni duygunun kıskacındaydı. Daha önceden varmıydı,yoksa yenimi oluşmuştu bu duygu.Bunu bilemiyor ama bütün hücreleri ile Pınarın şu an yan odada olmasını istiyordu. Hayati
          '' Ne o oğlum eşyalarını dolaba yerleştirmeyecekmisin''
          Yerleştiriyorum şimdi''
         Kapı çalınınca ikisi de kapıya baktılar az sonra kapı açıldı. İçeri hotelin görevlisi girdi.
         '' Gençler yarım saat içinde kahvaltı katında olmanız isteniyor''
         '' Tamam teşekkür ederiz''
         Görevli konuşmasını bitirmiş odadan dışarı çıkmıştı.Cevher
        '' Duşumuzu alıp inelim aşağıya.''
        '' İlk sıra benim'' dedi Hayati
        '' Tamam ama çok oyalanma banyoda.''
        Cevher ve Hayati duşlarını yapmış. Kahvaltı salonuna inmişlerdi. Gördükleri karşısında şaşkına döndüler masalar üç sıra şeklinde birleştirilmiş ve  sandalyelerin neredeyse tamamı kendi yaşıt olduklarını sandıkları çocuklarca doldurulmuşlardı. Kendilerine boş bir sandalye bulup genel bir selam vererek oturdular. Bazılarını tanıyorlardı. Maç yapıp yendikleri okulların çocuklarıydı ama çoğunu ilk defa görüyorlardı.
         Bütün sandalyeler dolunca masalara kahvaltı servisi yapılmaya başlandı. zaten ana malzemeler masanın üstündeydi ama masada eksik olanlarda az sonra tamamlandı.üç sıra dizilmiş masaların oturma konumuna göre en önünde iki masa  ve sekiz tane sandalye vardı. Az sonra üçü eşofmanlı diğerleri takım elbiseli sekiz kişi masaya oturdular.Herkesin gözü onlardaydı.
         Masaya oturanlar kendilerine yapılan servisin tamamlanmasını beklediler. Sonra takım elbiseliler den en ortada oturanı ayağa kalktı.
         '' Merhaba gençler. Hoş geldiniz''
        Hep bir ağızdan ''sağol'' çıkmıştı bir salon dolusu gencin ağızlarından. Takım elbiseli adam konuşmaya devam etti. Orta boylu kumral güleç yüzlü bir adamdı konuşan.
        '' Beni tanıdığınızı sanmıyorum. önce kendimi sonra masadaki arkadaşlarımı tanıtayım sizlere.Ben Türkiye gençlik ve spor bakanı Atilla Dal. Yanındaki arkadaşım Türkiye basketbol fedarasyon başkanı Alaaddin Köse. Diğer yanımda duran arkadaşım Ankara basketbol bölge başkanı Haldun Yıldırım''
         Bakan bey herkesi tanıtırken gösterdiği kişiler sırayla ayağa kalkıyor ve selam veriyorlardı. önce takım elbiselileri tanıttı sonra eşofmanlılara geldi.
         ''Milli takımlar baş antrenörümüz Nedim Bıçakçı. Yıldız ve genç milli takım antrenörlerimiz Doğan Güzelköylü ve Turan Şeker''
         Bakan bey masadaki herkesi tanıttıktan sonra.
         '' Evet gençler şimdi neden buraya topladık sizleri kısaca anlatayım sonra sözü sizlerden sorumlu hocalarınıza vereceğim. Türkiye'nin dört bir yanından tespit edilmiş gelecek vaad eden gençlersiniz. Buraya geleceğin milli takımının temellerini oluşturmak için toplanmış altmış kişisiniz.Burada sıkı bir çalışma ortamı içinde olacaksınız. Sözü Nedim hocama bırakırken hepinize başarılar diliyorum'' dedi ve sandalyesine oturdu.
         Nedim hoca uzun boylu sarışın gözlüklü ve sert görünümlü biri idi. Konuşmaya başladı
         '' Arkadaşlar Türkiye'nin dört bir yanından geldiniz Van dan Muş'tan Trabzon'dan Antalya'dan İstanbul ve İzmir bunlardan bazıları. Toplam altmış kişisiniz ilk etap antrenmanlarımız onbeş gün sürecek bu on beş günlük süre sonunda üzülerek söylüyorum bazı arkadaşlarımız evlerine gidecek.
Kalanlar bir haftalık bir çalışmaya daha tabii tutulup evlerine gönderilecekler. Yani anlayacağınız sizi zor bir on beş gün bekliyor.Bu süreç içinde bazı kurallarımız var onları da size Doğan hocam anlatacak.''
        Doğan hoca her hali ile eski bir basketbolcu olduğu belli olan uzun boylu kaslı yapısı siyah ve gür saçlarıyla konuşmaya başladı.
        '' Arkadaşlar pek çoğunuzla on beş gün bazılarınızla yirmi bir gün beraber olacağız. Bu süreç içinde günde üç idman yapacaksınız. onun için uymanızı istediğimiz kurallarımız var.Şimdi sizlere kısaca anlatayım.''
       '' Öncelikle kesinlikle sigara alkol gibi şeyler yasak içerken görülen herkes yeteneğine bakılmadan evlerine gönderilirler. Hotel den izinsiz ayrılmak yok.Arkadaşlarınızla kavga etmek küfürlü ve hakaret içeren konuşmalar yapmak yok. Günde üç idman yapacaksınız ki bunlardan bazıları uzun ve çok yorucu olacak.O yüzden yemekler haricinde odalarınıza gidin denildiğinde odalarınıza gidip duşunuzu alıp dinlenmenize bakacaksınız. O saatler içinde başkasının odasında bulunmak yok. Sizler fiş dağıtacağız çay kahve ve benzeri ürünler için o sınırı aşmak yok. Mutlaka ziyaretçileriniz olacaktır. Gelen kim olursa olsun görüşme süreniz on beş dakikadan fazla olamaz.Eğer bir şeyler içmeniz istenirse siz ellerinizdeki fişi kullanacaksınız. Fişi erken biten yeni fiş talep edemez. Ona göre akıllı ve iyi kullanın fişlerinizi. Son olarak söylemek istediğim anlattığımız  bu kurallara uymayan arkadaşlar ebediyete kadar milli takım formasını unutabilir. Anlaşıldı mı''
        Hep bir ağızdan '' evet efendim''
        '' Duyamadım''
        Daha gür bir sesle
        '' Evet efendim''
        '' Anlamadım efendim mi''
       Hep bir ağızdan olanca güçlü ses tonuyla.
        '' Anlaşıldı Öğretmenim''
       '' Hah şimdi oldu.''
       Sözü Turan hoca aldı. Oda eski bir basketbolcu idi ama boyu Doğan hocadan daha kısa. açık kumral saçlara sahip oldukça genç görünümlü bir öğretmendi.
        '' Arkadaşlar antrenmanlarımız yarın sabah başlayacak. Sizlerle ben ,Doğan hoca ve arada Nedim hocamız ve şu an burada olmayan üç arkadaşımız daha ilgilenecek.Günün ilk saatlerindeki çalışmalarımız dayanıklılık  ve güç üzerine olacak  akşamın son antrenmanı teknik taktik üzerine olacak. Şimdi güzelce kahvaltılarınızı yapın. Sonra serbestsiniz hotel'in dışına çıkmadan ve fazla gürültü yapmadan birbirinizle tanışıp kaynaşın. öğle ve akşam yemeklerinde görüşeceğiz gene sizlerle. Hadi afiyet olsun sizlere.''
         Yemekler yenilmiş tanışmalar yapılmış yıllarca sürecek pek çok güzel arkadaşlığın temeli atılmıştı.
         Çok yoğun ve yorucu bir hatanın sonunda kurallara uyamayan on arkadaş evlerine gönderilmişlerdi. Bir antrenman sonrası yemekten gelinmiş Cevher ve Hayati odalarında dinleniyorlardı. Kapı çalındı Hotelin görevlilerinden biri
          ''Cevher Yurdakul'un ziyaretçileri var. aşağıya inmeden önce Turan hocanın yanına uğrayacakmışsın.''
          Cevher '' Tamam sağol'' demiş ve şaşkınlık içinde arkadaşı Hayatiye bakmıştı. Kim gelmişti acaba. İlk konuşan Hayati oldu.
           '' Ulen kaç tane maç yaptık .Kaç madalya kaç kupa kazandık kimsen gelmedi de. Şimdi burada ziyaretçin var.Kim lan bu gelen acaba. Bende merak  ettim ''
           '' Valla bende öyle Hayati herkesin bir ziyaretcisinin gelmesini beklerdim de kendiminkini asla.Gidip geleyim bakayım kimlermiş.''
           '' Gitmeden Turan hoca ya uğramayı unutma ha''
           '' Unutmam unutmam''
           Cevher aşağıya inmeden Turan hocanın anına uğramış. Ziyaretçi kuralları bir daha kendisine hatırlatılıp. Misafirinin yanına gönderilmişti''
            Cevher aşağıya ziyaretçi odasına geldiğinde gözlerine inanamadı. Gelen babası idi ve yanında altı yedi kişi daha vardı. Cevher her tarafı camlı görüşme odasına girmeden usulen kapıyı çalıp öyle içeri girdi.
            '' Hoş geldiniz efendim'' dedi tek tek kendisine uzatılan elleri öptü. Babasının yanına oturdu.Babası
           '' İşte benim aslan parçam arkadaşlar. Oğlum Cevher'' bunu öyle bastıra bastıra söylemişti ki Cevher utancından kıpkırmızı olmuştu.Babası devam etti
           '' Bu arkadaşlarımda oğlum Ankara'dan millet vekili ve partili arkadaşlarım. Seni ziyaret etmek istediler. Onun için geldik.''
           '' Hepinize teşekkür ederim geldiğiniz için. Yalnız sizlerden özür dileyerek söylemek zorunda olduğum bir kural var. Ziyaretçilerimizle ilgili. Yanınızda on beş dakikadan fazla kalamayacağım. Bu yüzden şimdiden özür dilerim''
           '' Aferin evlat bize de hatırlatıldı zaten bu kural ama senin de söylemen nazik ve güzeldi .Biz teşekkür ederiz sana. Burya hem seni görmek hemde başarı dileklerimizi iletmek için geldik. Seni gördük.Memnun ve mutlu olduk. Hakkı efendi Bu yakışıklıyla ne kadar övünsen azdır''
           Cevher bu söylenilen lafların altında ezilmiş başını öne eğmişti . Elindekifişlere baktı daha sadece bir çay içmişti diğerleri duruyordu. Misafirlerine döndü.
            '' Ne içersiniz efendim ''
            Yaşlıca olanı
           '' Sen mi ısmarlayacan evlat ''
           '' Evet efendim misafirlerimizde kullanabilmek için fişlerimiz var. İzniniz olursa ben ısmarlamak istiyorum''
           Yaşlıca olan adam
           '' Peki bu yakışıklıyı kırmayalım birer kahvesini içelim''
           Cevher kahveleri söylemiş Sonra sessizce büyüklerin kendisi hakkında söylenen övgüleri dinlemiş ve aşırı şekilde utanmıştı.Kahveler geldiğinde On beş dakikalık sürede dolmak üzere idi.
Cevher tekrar özür dileyerek zamanının dolduğunu izinleri olursa odasına çekilmek istediğini söyledi.Büyük bir anlayışla izin verdiler. Cevher herkese iyi günler dileğini sunarak odasına dönmek için ziyaretçi odasını terk etti.Odasına gitmeden ellerindeki fişlerle kahveleri ödedi elinde hiç fiş kalmamış hepsini kullanmıştı. Artık ekstra hiç bir şey içemezdi. Umurunda da değildi. Nede olsa babası onu Milli takım kampında ziyarete gelmişti.Mutluydu. gururluydu. Ama bilemezdi ki bu yaşamı boyunca her fırsatta babasının burnuna sokacağı şey olacağını '' Ben bütün arkadaşlarımı topladım yanına geldim üstelik sana ayakkabıda almışım.Sense ne yaptın yanımızdan kaçar gibi gittin. Beni kötü durumda bıraktın'' Bilemezdi ki bunu her duyduğunda keşke hiç gelmeseydin baba diyeceğini keşke o ayakkabıyı hiç almasaydın bana diye düşüneceğini. O sadece o anın gururunu yaşıyordu.
           On beş günlük süre dolmuş. Hem Cevher hem Hayati takımda kalmayı başarmıştı. Cevher o süreç içinde Anne babasından çok Pınarı özlediğini fark etmişti.Onu düşünmediği bir anı olmuyordu. İzmir'e gittiğinde ilk işi onu yani Pınarı görmek olacaktı.Şimdi on altı kişi kalmışlardı. O bir haftayı da yoğun bir şekilde çalışarak geçirmiş.Sonra evlerine gönderilmişlerdi .Artık milli takım sporcusu sayılırlardı. Dört ay sonra gene çağrılacaklar ve bir süre kamp yaptıktan sonra ilk milli maçlarına çıkacaklardı. Rakip Bulgaristan olacaktı.
           Cevher İzmir'e indiğinde sabah olmak üzereydi. Hayati ''Ben eve gideceğim'' dedi.Cevher ise ''Ben önce okula gideceğim'' dedi. Derdi okula gitmek değil Pınarı görebilmekti. Yönleri aynıydı beraberce gittiler Hayati evine Cevher okula.
           Cevher okula vardığında öğrenciler ilk derslerine girmişti. Bahçede Ferit hoca beden eğitimi dersinde idi. Cevherin geldiğini görünce yanına geldi.
           '' Aferin evladım sizinle gurur duyduk burada. Haberinizi aldık çok mutlu olduk.Sen neden bugün okula geldin ki evladım gidip dinlenseydin. Yarın gelirdin okula. İzinlisiniz zaten ''
          Cevher öğretmenine Pınarı görmeliyim diyemezdi ki. Yalana başvurdu.
          '' Okulumu özledim öğretmenim. Sınıf arkadaşlarımı öğretmenlerimi özledim. Hem derslerden çok uzak kaldık daha fazla uzak kalmak istemedim öğretmenim''
          Ferit öğretmen çocuklara topu verip siz oynayın çocuklar dedi. Cevherin elinden tuttuğu gibi okul müdürünün odasına gittiler.Okul müdürü Vasfi öğretmen onları kapıda karşıladı. Vasfi öğretmen orta boylu topluca beyaz saçlı konuşmayı çok seven bir öğretmendi. Konuşmaya başlamasın bitirmek bilmezdi. Öğrenciler özellikle soğuk havalarda o konuşmaya başladı mı '' Eyvah yandık'' derlerdi.
           Vasfi öğretmen Cevherin alnından öptü.
           '' Hoş geldin oğlum''
           '' Hoş buldum sağolun öğretmenim''
           Ferit öğretmen söze girdi.
           '' Müdür bey Cevher bizleri ve okulunu özlemiş eve gitmeden önce buraya gelmiş''
           '' Bizi i özlemiş. Bak sen başkasını özlemiş olmasın bu kerata''
           Cevher Müdür beyin bu  konuşması karşısında kızarmış bozarmış başını öne eğmişti.
           '' Yok vallah öğretmenim. Okulumu özlediğim için geldim'' Yalanını bir kez daha kullanmak zorunda kalmıştı.
           '' Peki şaka yaptım zaten evlat. İkinci dersten itibaren sınıfına girersin. Bugüne özel sivil giyinerek derse girmene izin veriyorum.Yarın kravatlı falan beklerim ona göre''
           '' Elbette öğretmenim teşekkür ederim''
           Ferit öğretmen dersine okul müdürü işlerinin başına dönmüş Cevher de Pınarı görebileceği zilin çalmasını beklemeye başlamıştı.ve sonunda Cevherin beklediği an geldi.Okulun teneffüs zili çaldı.
           Cevher merdivenlerin başına çıkmış. Hızla çarpan kalp atışlarını yavaşlatmaya çalışarak. Derslerinden çıkan öğrenciler asasına Pınarı görebilmek umuduyla bakıyordu.Az sonra Pınar ile Hülya merdivenlerin en üst noktasında göründüler. Cevher onu gördüğü an oraya yığılıp kalacağını zannetti. ''Tanrım ne kadar güzel'' diye içinden geçiyordu Gözlerini Pınardan ayıramıyordu. Büyülenmiş gibi kilitlenmiş kalmıştı ona. Pınar ve Hülyada onu görmüştü. Özellikle Pınar onu görünce gözleri ışıldamış,Yüzüne muhteşem bir gülümseme yerleşmişti. Yada Cevher öyle olmasını istediği için öyle görüyordu.
           Cevheri gören Pınar ve Hülya koşturarak Cevherin yanına gelmişti.Cevher Hülyayı görmüyordu bile. Pınar'a '' Seni çok özledim Pınar sensiz orası cehennem gibiydi,Şimdi ise cennetimdeyim ve içimde milyonlarca sensizlikten kuruyan nehirlerim akmaya. Dünyamı sulamaya. İçimde papatyalar, güller, zambaklar canlanmaya başladı''demek ve ona doyasıya sarılmak istiyordu.
Sadece
            '' Günaydın,Nasılsın Pınar'' diyebildi.Gözlerini pınardan ayıramadan
            Hülya
            '' O ooo Bize günaydın yok mu''
            Cevher ilk defa yalnız olmadılarını anlamış Hülyanın konuşması sonucunda onun  varlığını fark etmişti.
           '' Olmaz mı Günaydın Hülya nasılsın''
           Pınar susuyor ve gözlerini Cevhere kitlemiş bakıyordu.Cevher ise zaten Pınardan başkasını görmüyordu bile.Hülya
          '' Nasıl geçti,Ne oldu,Hayati nerede.O neden gelmedi okula.''
          Cevher soru bombardımanına tutulmuştu. Umurunda bile değildi. O bombardımana bakmıyor dinlemiyordu bile.Sadece sevdiğine bakıyor. Anı yaşıyor.Özlemini gidermeye çalışıyordu. Hülya
          '' Hey kimle konuşuyorum'' diyerek Cevheri dürttü.
          Cevher dürtülmeyle kendine gelir gibi oldu
          '' Efendim Hülya''
          '' İki saattir soru soruyorum sana yanıt vermiyorsun''
          '' Şeyy kusura bakma.Yoldan yani geldim de ondandır''
          Pınar.
          '' Yeni mi geldiniz İzmir'e''
          Cevher Pınarın gözlerinin içine bakarak
          '' Evet yeni geldik''
          '' Neden evine gitmedin de okula geldin ki. Kaç gündür yoksun.Seni özlemişlerdir''
          Cevher
          ''Okula geldim Çünkü sen okuldasın'' diyemedi
          '' Okuldaki derslerden çok uzak kaldım bir an önce arayı kapatabilmek için okula geldim'' Yalanını kullandı. Oysa görmek istediği tek şey tüm güzelliğiyle karşısında duruyordu.Cevher anın durmasını ve Pınarın yanından hiç gitmemesini istiyordu.Ama teneffüs beş dakika idi ve zil çalmıştı.
          '' Şimdilik anlatmaktan kurtuldun ama bir daha ki teneffüste her şeyi anlatacaksın. Anlaştık mı''           Cevherinde istediği o sayılırdı zaten. Pınarın yanında olmak.
          '' Tamam söz anlatacağım''
          Cevher ondan sonraki derslerde tam bir ablukaya alınmıştı.Cevherin istediği Pınarla baş başa kalabilmekti ama asla mümkün olmadı.
          Son ders bitmiş okul dağılıyordu. Cevher Pınar Hülya ve Hayriye okuldan beraber çıkmışlardı.Yol boyunca konuştular Önce Hayriye evinin önünde ayrıldı.Sonra Pınar ve en sonunda Hülya da evinin önünde kalmıştı. Cevher artık yalnızdı. DÖNDÜ Pınarın evinin etrafında belki onu görürüm diye bir tur attı ama sonuç alamadı. Pınarı o gün bir daha göremeyecekti.Evinin yolunu tuttu.
           Eve vardığında Annesi bahçede çamaşır yıkıyordu.
           '' Ben geldim'' diye seslendi Cevher
           Annesi tepki vermemişti.Cevher annesinin ona koşup sarılmasını beklemişti ama annesi bırak koşturmayı kafasını bile yaptığı işten ayırıp ,gelen oğluna bakmaya zahmet bile etmemişti.Cevher kendini yirmi bir gün dışarıda kalmış biri olarak değil de okulundan evine dönen çocuk gibi hissetti. Oysa o annesine sarılmak istiyordu.ve korkarım bu hiç bir zaman olamayacaktı.
          Cevher evine geçti. Eşyalarını çıkardı. Annesi dışarıdan seslendi
          '' Çamaşır yıkıyorum yıkanacaklarını getir de yıkayayım''
          Cevher kirlenmiş eşyalarını toplayıp annesinin önüne bıraktı. Annesi sesini çıkarmadan kirli eşyaları çamaşır yıkadığı leğenin içine renklileri ayırarak önce beyazları attı yıkamaya başladı.Cevher de içeri geçti tahtadan yapılmış divana uzandı ve hayatındaki en güzel şeyi Pınarı düşünmeye başladı. ''Acaba oda beni düşünüyor mu'' aklındaki soru buydu. Yanıt veremediği tek soru da buydu. Pınarı düşünürken birazda yol yorgunluğundan kendinden  geçmiş uyuyup kalmıştı.
          Uyandığında üstünün örtülmüş olduğunu görmüştü. Annem dedi. Evet yanılmamıştı. Annesi çamaşır yıkamasını bitirmiş içeri girdiğinde oğlunun uyuduğunu görünce üşümesin diye üstünü örtmüştü.Annesi her zaman '' Uyuyanın üstüne kar yağarmış'' derdi.
          Divandan kalktı üstündeki çerşafı katlayıp yerine koydu. Az sonra babası gelirdi. Gitti elini yüzünü yıkadı geldi.Babasını bekledi. Acaba o ne yapacaktı oğlunu görünce.Hoş geldin diyecekmiydi
sarılıp öpecekmiydi yoksa oda annesi gibi mi davranacaktı.
          Baba eve gelmiş. Emirler dağıtmaya başlamıştı.
          '' Hanım sofra hazır mı kurt gibi açım''
          '' Geç içeri bey masanda hazır yemeklerin''
          Baba içeri girince Cevheri görür.
          '' Git bana rakı bardağımı getir''
          Cevher sanki hiç evden ayrılmamış.Babası da taa Ankaralara oğlunu görmeye gitmemişti. Cevher babasının rakı bardağını getirdi masasına koydu.Sessizce yerine geçip oturdu.Baba bir kaç kadehi yuvarladıktan sonra. Cevher' dönüp masaya gelmesini işaret etti. Cevher masaya gitti babasının otur diye gösterdiği sandalyeye oturdu. Baba konuşmaya başladı.
           '' Ben sana niye ayakkabı aldım biliyormusun''
           Cevher babamsın alacaksın elbette diyemedi.
           '' Bilemiyorum baba''
           '' Sen şimdi ben sana ayakkabı almasam. Sen bir arkadaşından ayakkabı bulup gitmeyecekmiydin''
          '' Mecburen öyle yapacaktım baba''
          '' Peki sen arkadaşından ayakkabı alıp gittiğinde.Sonrada milli sporcu olduğunda o arkadaşın bakın benim ayakkabılarımla gitti öyle milli sporcu oldu diye tüm tanıdıklarına söylemeyecekmiydi ''
          Cevher ''bilemem belki derdi belki demezdi. Bu onu karakterine ve arkadaşlığımızın seviyesine bağlı'' diyemedi.sadece sustu. Baba
          '' Diyecekti elbet işte ben sana arkadaşın  o lafı söyleyemesin diye aldım''
          Cevher acı bir gülümseme yaptı babası Allah'tan görmemişti.Cevher içinden konuşuyordu babası ile.Dışından söyleyemediklerini içinde haykırıyordu babasına.
          '' Sen diyordu sen baba hani o konuşur o söyler dediğin arkadaşımın yaptığını yapmıyormusun şimdi. Üstelik ben senin oğlunum. Bu dünyaya benim gelmek isteyip istemediğim sorulmadı ki Senin beş dakikalık zevkin sonunda dünyaya geldim. Sen bir baba olarak bana ayakkabı almayacaksın da kime alacaksın. Kaldı ki o ayakkabının parasını sen kazanmıyorsun.O ayakkabıda benimde kazancım var''
          '' Peki sen yaptın''
          Cevherin hiç beklemediği soru idi bu. Ne yapmış olabilirdi ki. Bilmiyordu.
         '' Anlamadım baba''
         '' Sen diyorum sen ne yaptın''
         '' Ne yaptım baba''
         '' Ben buradan kalkıp senin için Ankara'ya geldim. Üstelik yarın bir gün orada sana yardımcı olabilecek bir sürü arkadaşımı topladım. Senin orada havalı olmanı sağladım. Güçlü olduğunu görmelerini sağladım. Bak onlar sayesinde belki de milli sporcu olacaksın. Ama sen ne yaptın yanımızda on beş dakika durup kaçtın. Beni yüz üstü bıraktın. Oraya getirdiklerime mahçup oldum Yerin dibine girdim''
         Cevher duyduklarına inanamıyordu. Oysa orada nedenlerini anlatmış. Oraya gelenlerinde hem anlayışını hemde takdirini kazandığını sanmıştı. Aldığı tepkiler hep o yönde idi.Oysa babası onu suçluyordu.
         '' Ama baba''
         '' Bak eşek sıpa'sına bir de babasına karşılık vermeye çalışıyor'' dedi Cevherin suratına okkalı bir tokat attı.
          Cevherin yediği tokattan yüzü acımamıştı. Alışıktı o tokatlara ama içi acımış kan ağlıyordu.Gözlerinden yaş boşaldı. O günden sonra babası ne zaman iki üç kadeh rakı içse. Yanında kim olduğuna aldırmadan hep bunu anlatacak. Cevheri her seferinde yaralayacaktı. O yara öyle derin açılmıştı ki Cevher milli basketbolcu olduktan bir süre sonra Hocasına o soruyu soracaktı.
          ''Doğan hocam beni milli takıma seçmenizde başka faktörler varmıydı''
          '' Ne gibi Cevher''
          '' Hani o ilk milli takım kampında ziyaretçilerim gelmişti ya''
          '' Ha hatırladım galiba da ne alakası var şimdi onların bu sorunla hem kimdi ki o gelenler''
          '' Bazı millet vekili ve siyaset adamları gelmişti''
          '' Yok be oğlum ne ziyaretçilerini gördük nede onlar bizim yanımıza geldiler. Sen yeteneğinle o hakkı kazandın. Hem tersi olsa bir iki maç yaptırılır sonra şutlanırdın. Sen bu formayı sonuna kadar hak ederek aldın''
          '' Teşekkür ederim hocam''
          Cevher gözyaşları içinde masayı terk etmiş bir köşeye çekilp sessizce ağlamıştı. Ne yemek yemiş nede bir bardak su içmişti.Herkesin yatmasını bekledi. Hepsinin yattığından emin olunca. Annesinin makasını aldı Çantasından babasının aldığı ayakkabıyı çıkardı. Bahçeye çıktı. Parça parça edinceye kadar ayakkabısını kesti kesti.Hırsını alamamıştı daha sokak kapısını yavaşça açtı. Mutfaktan kibrit de almıştı. Parçaladığı ayakkabıları bir yerde topladı. Kibriti çaktı onları ateşe verip tamamen yok oluncaya kadar başında bekledi. Kurtulmuştu üzerinden büyük bir yük kalkmıştı.
         Cevher o gece hiç uyumadı. Pınarı düşündü hayatındaki en güzel şeyi düşündü.Onu düşünmek bile ona huzur veriyordu. Sabah oldu Cevher hızla hazırlanıp hiç bir şey yemeden ve kimse uyanmadan evden kaçarcasına çıktı. Soluğu Pınarın evinin karşısında aldı ve Pınarı beklemeye başladı.
         Pınar ablası Bahar ile evden çıkınca yanlarına gitmeye çekinmişti. Nede olsa Pınarların evi Cevherin okula gidiş yönünde değildi. Ne diyecekti. Fark ettirmeden takip etti ta ki Ortak yol noktasına gelene kadar.
          '' Merhaba Pınar''
          '' Merhaba Bahar abla''
          Pınar Cevhere gülerek baktı.Pınar ne zaman Cevhere baksa cevherin dünyası aydınlanıyordu sanki gene öyle olmuştu.
          '' Merhaba Cevher'' dedi Pınar. Bahar ise yanıt vermeye bile gerek görmemişti.Bahar liseye gidiyordu kız lisesi ikinci sınıf öğrencisi idi. Otobüs durağına gelince kardeşine '' İyi dersler dileyip'' otobüs durağında kaldı. Cevher ve Pınar yalnız kalmışlardı. Cevherin kalp atışları hızlanmıştı ki yanlarında Hayati bitiverdi.
          '' Günaydın Pınar günaydın Cevher''
          '' Günaydın Hayati'' dediler konuşa konuşa okula gittiler.
          Öğrenciler zil çalınca sınıflarına girmek için sıraların da toplanmışlardı.Okul müdürü Sahneye çıkar gibi Yanında Osman öğretmen ve Ferit öğretmenle beraber çıkmış Cevher ve Hayatiyi yanına çağırmış öğrencilere bir güzel bu iki sporcunun başarılarını anlatmış. Onları yetiştiren e bugüne getiren Öğretmenlerine teşekkür edilmiş Ve Osman öğretmene küçük bir hediye verilmiş. derse öyle girilmişti.
          Cevher ve Hayai okulun en havalı öğrencileri olmuşlardı. Hayati bunu çok iyi kullanıyor. Cevher ise sadece Pınarın yanında olmayı istiyor ve bunun gerçekleşmesi için her fırsatı kolluyordu. Uzun teneffüse çıkmışlardı zil çalınca. Cevher hemen Pınarın sınıfına gitmiş ama sınıfta kimsenin olmadığını görüp bahçeye inmişti. Bahçede Hayati ve Pınar gülüşerek konuşuyorlardı.Cevher yanlarına gitmek istedi ise de onlar o kadar mutlu görünüyorlardı ki yanlarına gitmemeyi tercih etti.Uzaktan seyretti ikisini ders zili çalıncaya kadar.
          Bir sonraki tenefüste Hayati Cevherin yanına geldi
          ''Okul çıkışında bize gidelim hem sana bir sürprizim var hemde anlatmak istediğim bir şeyler var '' dedi
         '' Cevher tamam olur'' dedi
         Okul çıkışı hep beraber evlerine gidiyorlardı Pınar,Hayriye,Hayati ve Cevher.Yol boyunca Hayati ve Pınar birbirleri ile konuşmuşlardı. Cevher ise içi acıyarak onaları seyretmekle yetinmişlerdi. Hayatilein evlerinin önüne gelince ayrıldılar.Pınar bir hoşçakal bile dememişti ayrılırken.
          Hayati Cevheri alıp evlerine götürdü.
          ''Babaanne biz geldik'' diye babaannesine seslendi. Babaannesi de
          '' Hoş geldiniz çocuklarım içeri geçin ben şu çamaşırlar asayım geliyorum''
          Cevher le Hayati içeri girdiler. Az sonra Hayatinin babaannesi Elinde iki paketle yanlarına geldi ve paketleri dağıttı.
         '' Açın bakalım''
         Cevher paketi açtı Önüne bir ayakkabı kutusu çıkmıştı. Üzerinde ''Puma'' yazıyordu.Kutuyu açtığında da içinde yeşil bir spor ayakkabısı duruyordu .Hemde ne ayakkabı.Babaanne
          '' Giyin bir bakalım olacak mı '' dedi
          Cevher ''ama'' diyecek oldu. Babaanne '' Sus ve giy'' diye emretti. Hayatinin babaannesi oldukça yaşlı bir kadındı Başı sürekli örtülü dolaşırdı. Cevher ve Hayati  ayakkabılarını giydiler. İkisi de tam takım olmuşlardı. Aynı renk aynı desen ayakkabıları ile . Ayakkabılar ayaklarına tam uymuştu.Hayati
          '' Babam Hollanda dan gönderdi bunları Cevher''
          '' Hayati sağolsun da ben bunları alamam''
          '' Bal gibi de alırsın bunlar babamın bize milli sporcu olduğumuz için hediyesi. Senin ayakkabı numaranı ben verdim babama''
          '' Ama''
          '' Aması maması yok Cevher Senin onlar. Düşünsene Bu ayakkabılarla sahaya çıkacağız baksana ne kadar rahat ve kullanışlılar artık bizi kimse durduramaz Cevher kimse durduramaz''
           Cevherin başka çaresi kalmamış gibiydi. Yakında maçlar vardı veo gece ayakkabılarını parçalayıp yakmıştı. Teşekkür etti Arkadaşına sarılarak hemde defalarca. Gerçekten de ayakkabı hem çok şık hem havalı hemde aşırı rahattı. Herhalde Türkiye'de böyle ayakkabı giyen kimse yoktu sadece onlar olacaktı.
            Babaanne odadan çıkınca Hayati Cevhere dönüp.
            '' Sıkı dur Cevher şimdi. Kulaklarına inanamayacaksın''
            '' Öyle mi merak ettim şimdi''
            '' Dinle o zaman''
            Cevher can kulağı ile arkadaşını dinlemeye hazırlanıyordu. Hayati
            '' Ben Pınara Aşık oldum Cevher'' dedi
            Cevherin başından aşağıya kaynar sular dökülmüş gibi oldu.. Sendeledi.Kızardı.Kulaklarının duyduğuna inanamadı.En yakın arkadaşı da Pınara aşıktı.Ne yapacağına karar veremedi ne diyeceğine de. Hayati devam etti.
            ''Önceden babamla da konuştum. Büyüyünce Pınarı isteyeceğiz ve onunla evlenip Hollanda ya gideceğiz'' Cevher zar zor
            '' Ya Pınar''
            '' Biliyor bugün onunla konuştum. Artık biz sevgiliyiz onunla. Hem biliyormusun şahidim de sen olacaksın''
            Cevherin içindeki dünya yıkılmış harabeye dönmüştü. Oradan bir an önce kaçıp gitmek istiyordu.Ama kımıldayamıyordu bile. Dokunsalar ağlayacak halde idi zorda olsa
            '' Çok sevindim Hayati'' dedi içi kan ağlarken
            Ondan sonraki saatlerde Hayati hep Pınarla gelecekte kuracakları yuvayı anlatmış durmuştu Cevhere O anlattıkça Cevherin bir yerleri kanamaya başlıyordu. İçindeki lambalar tek tek sönüyordu.
İşkence görse. Saatlerce hatta günlerce dayak yese bu kadar canı anmazdı. Ama o arkadaşına gülümsemek zorunda idi ve oda onu yaptı.
            Eve gitme zamanı gelmişti İşkence artık bitmeliydi. Babaannenin elini öptü arkadaşı ile sarıldı ve evden kendini dışarı attı. Evden dışarı çıkar çıkmaz gözyaşlarına hakim olamadı.Gözden kaybolunca duvar dibine çöktü ağladı ağladı ağladı.Gözyaşları kuruyuncaya kadar ağladı. Zar zor eve geldi. Kimseyle konuşmadı. Bir şeyde yemedi yatağına geçti Battaniyeyi başının üstüne çekti. Annesine de '' Ben hastayım anne uyuyacağım'' dedi ve battaniyenin içinde ağlamaya devam etti.
           Bütün akşam ağlamış durmuştu gece karanlık çökünce başını battaniyeden dışarı çıkardı. Bo boş tavana bakıyordu. Tavanda oluşan dışarıdan gelen ışık oynaşmalarını seyrediyordu. Karar verme zamanıydı ve o bir karar vermişti.
           Artık Pınardan ne olursa olsun uzak duracaktı.Zor olacaktı ama bunu yapmaya mecburdu. Hayati kendilerine göre daha zengindi ve Pınarla güzel bir geleceği olabilirdi Onunla Pınar mutlu olabilirdi hem neden olmasınlardı ki birbirlerini seviyorlardı.Ona düşen Pınara olan aşkını içine gömmekti ebediyete kadar ve oda öyle yapacaktı.
           Büyükbaba burada susmuş Gözünde oluşan yaşları bir peçete vasıtası ile silmişti.Pınar ve Zülal Büyükbabanın çektiği acıya anlatırken şahit olmuşlardı.Demek ki o aşk büyükbabasın da hiç bitmemişti.Hala can acıtmaya devam ediyordu.
          Zülal.
          '' Tamam büyükbaba bu günlük bu kadar yeter''
          Büyükbabasının daha fazla acı çekmesine dayanamamıştı.
         '' Peki kzım'' dedi büyükbaba
         '' Yarın devam ederiz''
         Büyükbaba mutfağa gitti Dolabın kapağını açtı.Rakısını,buzunu ve soğuk suyunu çıkardı.Biraz da beyaz peynir.Büyük bir bardağa olca rakı döktü içine bir parça buz atacaktı vaz geçti suyu doldurmakla yetindi  ve sonra kafasına dikip bir dikişte bitirdi.İçeri geçti elindekileri masaya koydu Bir duble daha doldurup. Kızlarına döndü
        '' Hadi yatın siz '' dedi
        Zülal ve Pınar yaşlı adamın yanaklarından ''iyi geceler'' diyerek öptüler Zülal
        '' Dedem çok içme olur mu''
        Büyükbaba torununa bakıp gülümsedi
        '' Tamam kızım fazla içmem''
         Kızlar sessizce odalarına çekildiler.Pınar
        '' Büyükbaban çok sevmiş onu Zülal''
        '' Evet acaba  Büyükannemi de böylesine sevmişmidir''
        '' Bilmem onuda ileride öğreneceğiz gibime geliyor.Hadi yatalım''
        '' Yatalım kardeşim Hayırlı geceler tatlı uykular''
        '' Sana da Zülal''
         Battaniyelerini boyunlarına kadar çekip boş tavana bakmaya başladılar Tıpkı büyükbabanın yaptığı gibi tavandaki dışarıdan sızan ışıkların hareketlerini izliyorlardı.Kendi aşlarına geleni bile unutmuşlar büyükbaba için üzülüyorlardı. Nede olsa o harika bir insandı ve bu üzülmeyi hak etmiyordu. Bu düşünceler içinde sızıp kaldılar.
        Büyükbaba kızlar yattıktan sonra bri kadeh daha doldurmuş.İçmeden havaya kaldırmış
        '' Bu yaşamdaki sevdiğim tek kadına sana Pınar'' demiş ve bardağı bir dikişte içip bitirmişti.    

 



     

         
       

6 Ocak 2016 Çarşamba

ADI AŞK BÖLÜM 3 PART 3

            Günlerden pazartesi her nedense günlerin içinde en az sevileni. İşe gidenler için iş okula gidenler için okula gitme günü.Kızlarda okuluna gidecekleri için uyandılar. Büyükbabanın konserinden sonra hazırlanıp okula gitmek üzere yola koyuldular.
           Caddeye çıktıklarında her zamanki gibi durakta Murat ile Öner onları bekliyordu.Kızların geldiklerini görünce yanlarına gidip kızların eşyalarını ellerinden aldılar. Pınar elindeki eşyaları vermek istemiyordu. Kalabalık bir durakta olduklarından ses çıkarmayıp ellindeki kemanın kılıfını Önere verdi. Kimse konuşmuyordu otobüs gelmiş zorda olsa otobüse binmeyi başarabilmişlerdi. Okula varana kadar konuşmadılar sadece sustular.
           Okulun önüne gelince Pınar
           '' Çözdün mü o küçük problem dediğin şeyi Öner''
           '' Evet''
           '' Adına sevindim o zaman. peki derdi neymiş adamların senle ki benim de yolumu kestiler tehdit ettiler''
           '' Bir daha etmezler ''
           '' Ya Öner sen bu adamlara arkadaşım dedin. Onlar sa benim yolumu kesip beni tehdit ettiler. Sen sadece bu kadar mı konuşacaksın bu konuda. Bir daha etmezler. Kusura bakma ama bana anlatmak zorundasın, ne olup bittiğini. Sanırım bu benim hakkım.''
           '' Şimdi söyleyemem lütfen zamanı gelince anlatırım ''
           Pınar Önerin elindeki kılıfını çekip aldı.
           '' İyi, o zaman dediğin an gelince görüşelim seninle.Arkadaşlarına da söyle benden bizden uzak dursunlar''
           '' Yapma Pınarrrr''
           '' Konu kapanmıştır Öner bey''
           Pınar Zülale döndü
           '' Hadi gidelim kardeşim''
           Zülal başıyla onay verdi Murat'ın elini hafifçe sıkıp '' Görüşürüz'' dedi
           Murat ta '' Görüşürüz aşkım'' deyip Öner ile baş başa kalınca
           '' Ya arkadaş sen neye bulaştın Allah'ını seversen ya. Nedir bu anlatamadığın dert''
           '' Sonra Murat sonra'' dedi ve sinirli bir şekilde Muradın yanından uzaklaştı.
           Pınar okula giderken cep telefonu çalmaya başladı. Pınar telefonuna baktı arayan annesiydi.
           '' Kuzum biraz geç oldu ama, gece yarısı da telefon açıp sizi uyandırmak istemedik. Biz sağ salim evimize ulaştık. Haber vereyim dedim kızım''
          '' İyi yaptın anne. Zülal le bizde sizi merak ediyorduk. Şimdi sizden bahsediyorduk ''
          '' Sağolun kızım selam söyle Zülale de bu arada biz büyükbabayı da arayıp haber verdik''
          '' Sağol annecim sen annelerin bir tanesisin bir tanesi.Zülal'inde size selamı var  ''
          '' Siz derse gireceksinizdir. Ben kapatayım sonra görüşürüz kızım. Kocaman öptüm sizi''
          '' Bizde seni öpüyoruz anneciğim by''
          Pınar telefonunu kapattı.
          '' Zülal okul bitimi seninle burada buluşalım olur mu yalnız gitmek istemiyorum cafe'ye''
          ''Olur Pınar burada buluşuruz da nasılsa ders aralarında görüşeceğiz konuşuruz bol bol.''
          '' Tamam''
          Konuşarak derse girecekleri amfilerin önüne gelmişlerdi. Birbirlerine ''iyi dersler'' dileyip Amfilerine girdiler.
         Akşam Zülalin dersi erken bitmiş Pınarın ders gördüğü amfinin hemen dışında Pınar'ı beklemeye başlamıştı. Az sonra Pınarın içinde bulunduğu amfi de dağılmış Pınar kapıda görünmüştü.           '' Nasıl geçti dersin'' dedi Zülal Pınar'a
          '' Güzeldi.Senin''
          '' Şan dersi vardı son saat zevkli geçti''
          '' Sevindim. Cafe de çok takılmayalım olur mu Zülal''
          '' Tamam takılmayız.Hayırdır bir şey mi oldu''
          '' Yok be bir şey olduğu yok biran önce eve gidip büyükbabanın hikayesini dinlemek istiyorum''
          İki arkadaş gülüştüler. Zülal
          '' Açıkça söylemek gerekirse ben de''
          İki arkadaş ellerinde müzik kutuları defter ve kitaplarının bulunduğu çantaları ile beraberce okuldan dışarı çıkıp buluşacakları cafe ye doğru yürümeye başladılar.
          Kampüsün kapısından çıkmışlardı ki Önlerinde siyah bir BMW sert bir fren yaparak durdu. Aracın durması ile arabadan iki adam hızla inip, kızların kollarına yapıştılar.
          '' Çabuk binin arabaya''
          Gelenler Önerin arkadaşım dedikleri kişilerdi.Pınar onları tanıyor ama Zülal tanımıyordu Pınar
          '' Durun be ne oluyorsunuz siz''
          Adam belindeki silahı gösterip
          '' Size binin diyorsam binin.Bizi başka şeyler yapmaya zorlamayın''
          Zülal
          '' Kimsiniz ne istiyorsunuz bizden''
          Adam elini beline götürdü.
          '' Soru yok sessizce binin arabaya. Yoksa şu belimdekini kullanmak zorunda kalacağım''
          '' Kullan da görelim bakalım''
          İki adamın yanında ellerinde ki silahları adamların kafalarına dayamış iki genç adam bitivermişti.
         '' Hadi kullanmayı bir deneyin bakalım. Kullanmayı biliyormusunuz bir görelim''
         Silahların çekildiğini gören diğer öğrenciler panik ve korku içinde bağırarak kaçışmaya başlamışlardı.Murat öğrencilerin panık içinde kaçıştıkları yöne bakınca Zülalle Pınarı ve yanlarında duran dört adamı görmüştü. Üstelik iki adamın elinde silah vardı ve bu silahları diğer iki adamın kafasına tutuyorlardı. Hızla koşturarak kızların yanlarına geldi.
         '' Ne oluyor be''
         Ellerindeki silahı adamların kafalarında tutanlardan.Uzunca boylu olan Murat'a döndü
        ''Sen delikanlı bayan arkadaşlarını al uzaklaşın buradan. Bizim bu iki arkadaşla küçük birer görüşmemiz olacak''
        Sonra kızlara dönüp.
        ''Merak etmeyin kızlar Ben komiser Tayfun. Arkadaşımda yardımcım İsmail. Büyükbabanızın arkadaşlarıyız''
         Boşta olan eli ile çıkarıp polis rozetini kızlara gösterdi.
        ''Şimdi biz bu iki arkadaşla bir merkeze gidelim bakalım dertleri neymiş.Onu bir öğrenelim''
        Gelenlerin Polis olduğunu anlayan adam.
        '' Komiserim yanlış şeye bulaşıyorsunuz''
        Tayfun ve İsmail adamların bellerindeki silahları alırken.
        '' Yapma ya bak şimdi çok korktuk. Binin lan arabaya şerefsizler.İki masum genç kızın yolunu kesip kabadayılık yapın, Sonrada gizli kapaklı bizi tehdit edin ha. sizi gidi orospunun doğurdukları'' deyip tabancanın kabzasıyla adamın suratına sertçe vurması bir oldu. Adamın suratı anında kan gölüne dönüştü.
         '' Burnum, burnum Kırdın burnumu orospu çocuğu. Bunun acısını çıkartırım senden''
         '' Bak pezevenge bak ya hala tehdit ediyor.Şeytan diyor sık kafasına kurtul.''
         Kızlar korku ile olan biteni izliyorlardı. Tayfun Murada döndü bağırarak
         '' Oğlum sana demedim mi al kızları götür diye. Ne duruyorsun daha al götür kızları evine''
         Murat
         '' Tamam abi gidiyoruz''
         Korkudan taş kesilmiş gibi duran kızların kollarından tutarak
         '' Hadi kızlar gelin''
         İki kızda robot gibi Murattan gelen talimata uymuşlardı. Az sonra Murat bir taksi döndürdü kızları taksiye bindirdi.kendide şoförün yanına oturdu.
         '' Hatay nokta durağı '' dedi şoföre
         '' Biraz hızlı lütfen''
         Taksici az ilerde duran dört adamı görmüştü. Sözü ikiletmedi gaza basıp oradan uzaklaşması ile. Arabada sinirleri boşalan Zülalle Pınar birbirlerine sarılıp ağlamaya başladılar.
          Kızların uzaklaşması ile Tayfun adamları arabalarına bindirip kendileri de ellerinde silahları adamlara çevrilmiş şekilde arabaya bindiler. Tayfun
          '' Sür bakalım ben nereye gideceğimizi tarif ederim sana''
          Adamlar o an karakola gitmeyeceklerini anlamışlardı. Bunlar hiçte sıradan Polislere benzemiyorlardı. Yüzü kan içinde olan peçeteler vasıtası ile akan kanını hem durdurmaya hem de silmeye çalışıyordu. Hemde küfür etmeden duramıyordu. Aracı kullanan diğeri dikiz aynasından hem arkadaşına hemde Komiser Tayfuna bakıyordu.
          '' Bizi karakola götürmeyeceğinizi anladık nereye götürüyorsunuz bizi''
          '' Sus lan sen sürmene bak biz tarif ederiz gideceğimiz yolu'' dedi İsmail.
          Tayfun boştaki elini cebine atıp telefonunu çıkardı. Aramaya başladı.Karşıdan telefon açıldı.
          '' Baba adamları aldık. Malum yere getiriyoruz''
          '' Tamam evlat sizi bekliyoruz''
          Tayfun telefonu kapattı. Arabayı kullanan adama
          '' Sahil evlerine doğru sür''
          Adam oraya doğru arabayı sürmeye başladı.Yirmi dakika sonra Sahil evleri civarındaydılar.                 Tayfun.
          '' Şuradan sağa dön ve ilerde çeşmenin yanında dur''
          Adam denileni yaptı çeşmenin yanında uygun şekilde park edip Komut beklemeye başladı.
          Tayfun
          '' İnin''
          Hep beraber arabadan indiler
          '' Arkanızı dönün ve ellerinizi verin''
          Adamlar gayri ihtiyari denileni yaptılar. Tayfun ve İsmail adamların ellerini kelepçelediler.Sonra siyah bir bez çıkarıp gözlerini kapattılar. Az sonra bir Volkswagen Transporter marka minibüs yanlarında durdu. Gelen arabanın içinden yaşlı bir adam. Aracın yan kapısını açıp,Komiser Tayfun ve İsmail'e gelin diye işaret yaptı.Komiser Tayfun ve İsmail adamların arabaya binmesine yardımcı olduktan sonra kendileri de  arabaya bindiler.Araba yolcularını alınca yola koyuldu.
          Tayfun
          ''Arabaları ne olacak''
          '' Halledilecekler'' dedi yaşlı ses. Konuşan kamburdu
          Yaklaşık bir yarım saatlik yolculuktan sonra. Araba eski bir fabrikanın içinde durmuş.Adamlar elleri kelepçeli bir şekilde ortaya konulan iki sandalyeye oturtulmuş. Gözlerindeki bağlarda çözülmüştü.Odada boş birkaç sandalye ile bir masa daha vardı ve onlara arkası dönük duran bir adam da  masada bir şeyler yapıyordu.Adamlar çevrelerine şöyle bir bakınıp nerede olduklarını anlamaya çalıştılar.
           Kambur
           '' Bakın bakın belki nerede olduğunuz anlarsınız.''
           Sonra Tayfuna dönüp.
           '' Sen dağıttın değil mi adamın suratını''
           Ne yapayım der gibi işaret yaptı Tayfun.
           '' Söz dinlemiyordu''
           ''Merak etme birazdan dinlerler''
           Sonra adamlara dönüp
           ''Güzelce konuşalım mı yoksa zorla mı konuşmak istersiniz beyler''
           Yüzü kan içinde olan
           '' Bakın siz kime ve neye bulaştığınızı bilmiyorsunuz. Salın bizi bu yaşananları unutalım gitsin. Yoksa hiç biriniz için iyi olmaz''
          Tayfun. Kambura dönüp.
          '' Görüyorsun değil mi baba''
          Kambur Tayfuna sakin olmasını işaret ederek
          '' Peki evlat anlat bakalım biz neye bulaşmışız bir bilelim. Sonra ona göre davranırız''
          '' Anlatırsam sizi de bizi de yok etmek zorunda kalırlar''
          '' Oooo desene siz piyonsunuz. O zaman patronundan başla anlatmaya kimdir nedir ''
          ''Bizi konuşturamazsınız''
          '' Sen öyle san'' dedi kambur. Arkadaki masaya dönüp
          '' Hazır mısın Yılmaz''
          '' Evet baba be hazırım.''
          Yüzünde maskesi elinde ucundan ateş çıkan oksijen tüpüyle Yılmaz adamların karşısına geçti
          '' Bağlayın sandalyeye şunları''
          Tayfun ve İsmail adamları sandalyeye bağladılar. Yılmazda oksijen tüpünün gazını biraz açıp ateşin gürlemesini sağladı.
          '' Merak etme baba birazdan bülbül gibi şakırlar''
          Murat kızları taksiye bindirmiş. Kızların sakinleşmesini bekliyordu.Kızların ağlamaları bitecek gibi değildi. Murat
          '' Tamam kızlar geçti bitti. Bakın taksi'deyiz ve eve gidiyoruz.Sakinleşin de anlatın bakalım olan biteni''
          Zülal
         '' Lütfen Murat bizi eve götür hemen .Orada konuşuruz''
         '' Peki tamam öyle olsun'' dedi
         Evin önüne gelinceye kadar konuşmadılar. Evin önünde taksiye ödemesini yapıp indiler.Eve hep beraber girdiler. Eve girerken Timur ve arkadaşları da bunları görmüştü. Timur arkadaşlarına dönüp
         '' Siz yukarı çıkın ben geliyorum''  dedi ve kızlarla beraber içeri girdi.
         Kızlar büyükbaba nın yanına gelince Büyükbabanın boynuna sarılıp ağlamaya başladılar yeniden
        Büyükbaba odadaki diğer gençlere bakıp ne oldu gibilerinden başını salladı.
        Murat okul önünde olanları anlatmaya başlayacaktı ki. Zülal
        '' Dede okulda önümüzü kestiler bizi kaçıracaklardı''
        '' Ne diyorsun kızım sen''
        Pınar
        '' Büyükbaba Önerin arkadaşım dediği adamlar önümüzü kestiler bellerindeki silahı gösterip arabaya binmemizi istediler. Biz korkudan ne yapacağımızı bilemiyorduk ki sizin arkadaşınız olduğunu söyleyen Komiser Tayfun ve yardımcısı İsmail adamları etkisiz hale getirdiler o anda Muratta geldi. Murada bizi oradan uzaklaştırmasını söylediler. Murat'ta bir taksi tutup bizi eve getirdi.
         Büyükbaba Timur'a baktı
         ''Büyükbaba bizde kızların içeri böyle ağlamaklı kıpkırmızı bir şekilde girdiklerini görünce. Belki bir yardımım dokunur diye  diğer arkadaşları yukarı gönderip ben içeri geldim''
         Büyükbaba
         '' Tamam '' dedi
         Demek Kambur gerekeni yapmıştı. Ne güzel bir arkadaşı bir dostu vardı.Kamburla İzmir otogarında tanışmışlardı. Büyükbabanın eli yüzü kan içinde ve her tarafı şişmişti kamburla ilk tanıştığında. o günden beri arkadaşlıkları sürüp gitmişti.
         '' Tamam kızlar geçti her şey Tayfun ve arkadaşları hallederler her şeyi hadi gidin elinizi yüzünüzü yıkayın. Şuraya bakın yüzünüz rengarenk olmuş''
         Kızlar aynaya şöyle bir bakıp
         '' Eyvahhh'' diye bağırarak lavaboya koştular. Ağlamaktan gözlerindeki rimel yanaklarındaki allık ve fondotene karışmış. Ortaya siyah tonlarında bir renk cümbüşü çıkmıştı.Hemen ellerini yüzlerin temizleyip yıkadılar. İçeri geçtiklerinde, içeridekileri koltuklara oturmuş onları beklerken buldular.
         Büyükbaba kızları yanlarına çağırarak yanlarına oturmalarını istedi. Kızlar büyükbabnın biri sağına diğeri soluna oturup, başlarını büyükbabanın omuzuna koydular.Uzunca süren sessizliği büyükbabanın çalan telefonu bozdu.Büyükbaba Murat'ın yanında olan telefonu işaret ederek Murattan vermesini rica etti.Murat telefonu büyükbabaya verip yerine oturdu. Arayan Kamburdu
         '' Efendim Mehmet''
         '' Cevher konuşmamız lazım''
         '' Hemen mi''
         '' Yarın aynı yerde olur mu''
         '' Tamam olur''
         ''Kızlarım'' dedi
         '' Kızlarım ne olacak''
         '' Şimdilik bir sorun yok Cevher onlar gönül rahatlığı ile okullarına gidebilirler. Her ihtimale karşılık gene de uzaktan korunacaklar.Yarın anlatırım hepsini sana''
         '' Tamam sağolasın Mehmet''
         Telefonda biraz daha genel konular konuşup kapattılar.
         '' Arayan arkadaşımdı. Tayfunlardı yani'' dedi büyükbaba
         Kızlar hemen kafalarını doğrultup büyükbaba ya baktılar.
         '' Şimdilik korkulacak bir sorun kalmamış kızlar''
         Pınarla Zülal az da olsa rahatlamışlardı. Büyükbaba büyük bir güvenceydi onlar için. Pınar
         '' Peki o adamlara ne yapmışlar büyükbaba''
         '' Herhalde ne gerekiyorsa onu yapmışlardır kızım''
         Pınar
         '' Eh Öner yarın gözüme gözükme benim. Bak başımıza neler açtın''
         '' Siz bir şeye karışmayın diyeceğim de nasılsa dinlemeyeceksiniz beni''
         Kızlar zorla da olsa gülmüşlerdi.
         Murat
         '' Önce ben konuşacağım'' dedi başını sinirli sinirli sallayarak
         Timur olan biteni anlamamıştı ama
         '' Her ne oluyorsa yalnız değilsiniz arkadaşlar bizlerde varız burada''
          Pınar Timur'a bakıp
         '' Teşekkür ederiz, biliyoruz iyi ki varsınız Timur''
         Büyükbaba
         '' Kızlar benim midem kazınıyor.Hadi bir şeyler yiyelim''
         Kızlar hiç açlık hissetmemesine rağmen. Kalkıp mutfağa yöneldiler.
         Muratla Timur'da gitmek için büyükbabadan izin istediler
         ''Yemek yemeden olmaz. Yemeğimizi yer sonra gidersiniz. Timur sende arkadaşlarını çağır yemeğe gelsinler'' dedi büyükbaba
         Timur teşekkür ederek yemeklerin yukarıda hazır olduğunu söyledi Muratta evdekilerin onu merak edeceğini bahane ederek izin isteklerini yenilediler.
         Büyükbaba ikisininde yalan söylediğini anlamıştı ama sessiz kalmayı daha uygun buldu. Sadece
         '' Peki teklif var ısrar yok'' demekle yetindi. Muratla Timur kızlarla da konuştuktan sonra evi terk ettiler. Kızlar büyükbabalarıyla başbaşa kalmıştı gene . Zar zor yenilen bir iki dilim yemekten sonra koltuğa oturdular. Herkes susuyordu. Büyükbaba
         '' Tamam ben sizi nasıl rahatlatacağımı biliyorum yanaşın bakalım''
         Kızlar büyükbabanın yanına iyice yanaştılar. Büyükbabanın hikayesini anlatmaya başlayacağını anlamışlar. Tüm dikkatlerini büyükbabaya vermişlerdi.


   

   
     
       
     

 

2 Ocak 2016 Cumartesi

ADI AŞK BÖLÜM 3 PART 2

             Osman öğretmen bir aylık antrenman sonrası çocukları etrafında toplamış.Okul takımınında oynayacak çocukların içinden seçtiklerinin isimlerini okuyordu. Önce kız öğrencilerden başladı.
            '' Hayriye,Hülya,Pınar,Zübeyde,Nevin,Pervin,Ayşe''
            kızların isimlerini bitirince sıra erkeklerin isimlerine gelmişti.Cevheri ateş basmıştı kazansa bir dert kazanmasa bir dert ti onun için.Ama içten içe kazanmış olmayı istiyordu çünkü basketbolu sevmişti.Kazanması sonucunda Kamil ustası nasılsa ona da bir çözüm bulurdu. EN büyük güvencesi ustasıydı.
          Osman öğretmen erkek öğrencilerinde isimlerini söylemeye başladı.
          '' Hayati,Aytaç,Okyay,Ali,Habib,Cevher,Umut,Hüseyin''
         Cevher kendi ismini duyunca diğer kazanan öğrenciler gibi mutluluktan yerinde sıçramıştı. Mutluydu hemde çok.Hemen ustasının yanına gitmek bu güzel haberi vermek istiyordu.Osman öğretmen
         '' İsmini yazdıklarım burada kalsın diğer herkes gidebilir''
         Yedi kız, yedi erkek öğrenci haricindeki tüm öğrenciler üzgün şekilde evlerine dönmek zorunda kalmışlardı. Osman öğretmen.
         '' Çocuklar bazılarınız önümüzdeki sene takımda oynayacak bazılarınız ise bir sonraki seneye kadar antrenmanlara devam edeceksiniz. Bugünden itibaren haftanın üç günü okul takımıyla antrenmanlara katılacaksınız. Pazartesi,Çarşamba ve Cuma günleri. Şimdi gidin bunu ailelerinize söyleyin''
          Çocuklar dağıldılar.Cevher doğruca berber dükkanına ustasının yanına gitti.Ustası traş yapıyordu. Ona önlüğü giymesi için önlüğü işaret etti. Cevher önlüğünü giydi ustasının yanına geldi.Onu seyretmeye başladı. Kamil usta
           '' Cevher şu usturaları kayışta bilermisin''
           '' Tabi usta''
           Cevher usturaları alıp kayışın olduğu yere geçip onları bilemeye başladı.İçeride bir saç bir sakal birde dişi çekilecek üç kişi vardı.Saç traşı bitince cevher hemen fırçayı eline almış etrafa saçılmış saçları süpürüp çöpe atmış en son diş çekimi kalmıştı.Cevher ilk defa diş çekimine tanık olacaktı. Kamil usta  dişi ağrıyan adamı koltuğa oturttu. Ağzını açtırdı.Adama
           '' Hangisi''
           Adam eliyle ağrıyan dişini gösterdi.
           '' Tamam '' dedi Kamil usta.Aç ağzını iyice bakalım şimdi.''
          Adam ağzını açtı. Kamil usta çekmeceden kerpetene benzeyen Cevherin sonrada adının karga burun olduğunu öğreneceği aleti çıkardı. Adamın ağrıyan dişine baktı. Kail usta tedbiri elden bırakmamış. Doğru dişe müdahale etmek için dişlere elindeki aletle tek tek dokunmaya başlamış ve dokunduğunda ''bu mu'' diye sormuş en sonunda ağrıyan dişe dokununca adam ''Ha o ustam'' demişti.
           Kamil usta
           ''Bunun etrafı biraz şişmiş az canın yanacak''
           '' Olsun ustam bir kere acıyacak bu ağrıyı devamlı çekmekten iyidir'' demiş
           '' Peki, Hazırsan çekeceğim''
           '' Çek ustam çek çabuk çek''
           Kamil usta '' Bismillah'' demiş adamın ağzına karga burunu sokup dişi sıkıştırıp çekmeye çalışıyor.O çekmeye çalıştıkça hasta gözlerinden yaş gelinceye kadar sıkıyordu kendini. Sıkmasa avaz avaz bağıracaktı. Ama erkekliğe bok sürdürmek istemiyordu. En sonunda Kamil usta dişi çekmişti. Adamın ağzından kan boşalıyordu.Adamın ağzının içinde toplanan, irinli kanı içmesin diye adamın başını lavaboya eğdi ve irinli kan boşalıncaya kadar orada tuttu. Adamın  canı çok yandığı her halinden belliydi. Gözlerinden resmen yaş akıyordu.Cevher o gün yemin etti '' Ne kadar canı yanarsa yansın asla diş çektirmeyecekti hele ustasına asla'' Adamın ağzından çıkan kan kırmızı rengine dönünce. Kamil usta cevhere pamuğu işaret edip vermesini istedi. Cevher ustasına pamuğu vermiş. Ustası pamuktan  büyükçe bir parça koparıp adamın dişinden boşalan yere koyup adamın başını lavabodan yukarı kaldırıp.
             '' Hadi geçmiş olsun. Bir kaç saat bir şey yeme içme. Kan da kısa sürede durur''
             Adam ağzının içindeki dolu pamuğa rağme zar zorda olsa teşekkür edip borcunu sormuş. Parasını verirp oradan kaçar gibi uzaklaşmıştı. Adam giderken Cevher arkasından bakıp
            '' Herhalde bir daha semtimize bile uğramaz bu adam'' diye düşünmeden edememişti.
            Kamil usta ellerini bir güzel yıkamış lavaboyu cevhere temizlettikten sonra. Çırağına dönmüş
            '' Eee anlat bakalım Cevher ne oldu''
            '' Kazandım usta kazandım okul takımına seçildim'' dedi sevinçle. az önce yaşanan korkunç olayı unutmuştu bile mutluluktan
            '' Sevindim evlat şimdi ne olacak''
            '' Ustam iki gündü çalışmalar ya.Şimdi hem günleri değişti hemde üç güne çıktı''
            Kamil usta düşünceye dalmıştı. Cevher ustanın dalgın ve düşünceli halini görünce
            '' Ne oldu ustam. Gitmeme izin vermeyecekmisin yoksa''
            '' Yok be oğlum.Elbette izin veririm vermesine de Hadi benle çalışırken git antrenmanlarına ya baban buradan alırsa seni. Ya maçlar başlayınca nasıl gideceksin. Hadi onları da idare ettik birde İzmir de başarılı olursanız başka şehirlere gitmeniz gerekecek onu nasıl yapacağız. Babanla konuşmaktan başka çaren kalmayacak er geç evlat bence bunu önceden yapalım. Babanla ben konuşurum''
            ''Peki ustam''
            Babası kimbilir ne zaman uğrardı berber dükkanına. En iyisi akşam ben söyleyeyim diye düşündü. Babası ne karar verirse versin mutlaka antrenmanlara gidecekti kafasına koymuştu.Akşam eve gittiğinde babası masasına kurulmuş yemeğini yiyordu.
             ''İyi akşamlar baba'' deyip elini öpüp alnına koydu sonra kendi minderine geçti.Abi ve ablalarını bekledi.Babasının biraz daha içmesini beklemeliydi belki ama o dayanamıyordu. Ne olursa olsun konuşacaktı.
           '' Baba''
           Baba sesin geldiği yere döndü.
           '' Ne var söyle iş yerinde bir şey mi oldu''
           ''Yok baba iş yerinde bir şey olmadı''
           '' Geveleme ağzında da anlat o zaman''
           ''  Okul basketbol takımına seçildim''
           '' İyi ne yapayım ''
           '' Gidebilirmiyim yani ''
           '' İşine engel olacak mı ''
           '' Hayır baba ''
           '' Git o zaman da hiç değilse futbol olsaydı o sporda para var basketbol ne ki ''
           '' Basketbol baba ''
           '' Sana sormadım zaten ne bok olduğunu biliyorum ''
           '' Peki baba ''
           '' Yalnız çalışmanı falan engellerse göndermem ona göre.Ha birde benden onu al bunu al deme ne halin varsa kendin gör''
           '' Peki baba''
           Babasıyla yaptığı belki de yapacağı en uzun konuşmaydı.Ama mutluydu izin koparmıştı.Annesi içeri girince babası.
           '' Bak Şerife hanım bu zıpır okul bilmem neyine seçilmiş gidip gelecek yalnız işini aksattımı göndermeyeceksin antrenmana falan tamam mı''
           '' Tamam bey''
           Annesi Cevherin yanına yaklaştı.Sessizce
           '' Başıma bir iş çıkartma vallah eşek sudan gelinceye kadar döverim seni. Ne imiş o antreman falan. Benim başımı ağrıtma otur oturduğun yerde''
          ''Anne babam izin verdi gideceğim''
          '' Bok gidersin.Hele bir git bacaklarını kırıyormuyum kırmıyormuyum o zaman görürsün''
          Cevher annesinin babasının korkusundan böyle konuştuğunu biliyordu.Nasılsa bir yolunu bulurdu annesinin kabullenmesi için. Zaten  kim engellemeye çalışırsa çalışsın gidecekti kafasına koymuştu bir kere.
          Cevher annesinin tüm engellemelerine karşı antrenmanlarına devam ediyordu.Annesi ellerini karyolaya bağlıyor o bir yolunu bulup kurtuluyor,pencereden okula antrenmanına gidiyordu. Annesinden  antrenmana gittiği için yediği dayağın haddi hesabı yoktu.Cevher asla vazgeçmemiş en sonunda annesini de yenmişti.Babası ise o akşam konuşmuş bir daha konusunu bile etmemişti. Zaten o hiç bir şeyle ilgilenmezdi,Okula hiç gitmese neden bu çocuk okulda değil bile demeyecek kadar duyarsızdı.Onun derdi akşam olsun masasında içecek bir şeyleri olsun yeterdi.
         Cevher dördüncü sınıfta takımdaydı artık.Takımda çok iyi arkadaşlıklar kurmuştu, Hele Hayati ile yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu.Hayati Trabzonluydu ailesi yurt dışında Hollanda da yaşıyordu,Hayati nenesi ile birlikte Zeytinlik  semtinde oturuyorlardı. Amcalarının bir yorgancı dükkanları vardı. Boş zamanlarında oraya yardıma gidiyordu, Tipik bir laz çocuğu idi. Hayati hem zeki  hem akıllı hemde yetenekliydi.İkisi okul erkek basketbol takımının gözdeleri olmuşlardı. Kız takımından da çok iyi arkadaşları olmuştu ikisininde. Hayriye Pınar ve Hülya her fırsatta birbirleriyle oynuyorlardı. Beş taş, çok taş,  el vurmaca bunlardan bazıları idi. Ama en büyük zevkleri Basketboldu. Ellerine bir top geçtimi hemen basketbol oynamaya başlıyorlardı. Hatta yolda yürürken bile önlerine çıkan ağaçlara,direklere feyk (aldatma) hareketi yaparak onları geçiyorlardı.
         Zaman hızla akıyordu Cevher berber dükkanından alınmış bir manifaturacının yanına verilmişti.
At arabası ile sokak sokak dolaşıp, kumaş satıyorlardı. Halil idi yeni ustasının ismi ve Cevherin şansına o da iyi biriydi. Demek insanlar çalışınca hele ki işi insanlarla ilgiliyse iyi biri oluyorlardı Cevherin o küçük aklında yaşadıklarından çıkardığı sonuç bu olmuştu.
         Maçlar başlamış ilk resmi maçlarına çıkacaklardı. Heyecandan ayakları titriyordu. Tribünde herkesin bir yakını vardı.Cevherin hariç herkes birbirine çocuğunu gösteriyordu. Bak o benim oğlum şu benim kızım.Cevherin ise kimsesi yoktu. Haytinin  buradaki tüm ailesi gelmişti. Hayati.
        '' Cevher sizinkiler nerede söyle bizimkilerin yanına gitsinler ''
        '' Hepsi çalışıyor Hayati ondan gelemediler izin alamamışlar. İzin alabilirlerse bir sonraki maça geleceklermiş ''
        Cevherin yıllarca kendine bile söyleyeceği yalanıydı bu. Ne gelen olacaktı maçlarına nede giden.Yalnızdı bu yolda ve yalnız nereye kadar gidebilirse gidecekti. Kendi maçlarından önce kız takımının maçı vardı ve onlar maçı çok kolay kazanmışlardı.Onları bekleme koridorunda beklerken kutladıktan sonra kendi maçlarına çıkıyorlardı.
        Saha da hakemin hava atışı ile maç başlamış Cevherinde bacak titremeleri bitmişti. Zayıf ve hızlıydı Cevher Hayati ile mükemmel bir koordinasyon kurmuş bir sağdan diğeri soldan sayılar bularak çok kolay bir galibiyet almışlardı. Maç sonunda tüm aileler çocuklarıyla sarılmış galibiyeti kutluyorlardı. Cevher ise yalnızdı. Yanına ilk Pınar geldi.
        '' Harikaydın Cevher çok iyi oynadın''
        Cevher
       '' Benim ki bir şey mi asıl sen kendini seyredecektin saha da. Herkes parmağıyla seni gösteriyordu. Süperdin çok çok iyi oynadın''
       Pınar Cevherin elini tutarak.
      '' Hadi gel sana ablamla annemi tanıştırayım''
      '' Pınar işe gitmem gerek ama Halil amcaya söz verdim maçtan sonra hemen gelirim diye''
      '' Tamam gene gidersin. Ne var ki bunda''
      Cevher elinin Pınarın elinde olmasından hiç bir garipseme duymamıştı nede olsa daha çocuklardı.Pınarın ailesinin yanında Hayriye'nin de Hülya'nın da aileleri duruyordu. Pınar la beraber içlerine girdiler. Cevher hepsi ile tanışmıştı. Hayriye'nin abisi
     '' Söyle bakalım koca Arnavut sen kimin oğlusun''
     ''Babamın ismi Hakkı annemin Şerife ''
     '' Yoksa soy adın Yurdakul'mu''
     '' Evet''
     '' Tanıyormusunuz babamı''
     '' Tanımaz olurmuyum senin baban benim babamın dayısının oğlu''
     Cevher adamın ne dediğinden anlamamıştı ama uzaktan da olsa akrabaydılar demek ki Hayriye ile. Az sonra Hayatinin ailesi ile diğerlerinin aileleri de gelmiş sohbet yoğunlaşmıştı. Cevher Pınara baktı Pınarda ona bakıyordu. Cevher eliyle işaret etti ben gidiyorum anlamında Pınarda tamam görüşürüz okulda anlamında dudak hareketleriyle izin verdi. Usulca ayrıldı Cevher aralarından zaten ayrıldığını Pınardan başka kimse ne görmüş nede orada olan herhangi birinin umurunda olmuştu.
      Her maç sonrası benzer sahneler tekrarlanmış.Cevher hep aynı yalanı söyleyip durmuştu hem kendine hem arkadaşlarına.Maçlar bitmiş Mimar Sinan İlkokulu kızlı erkekli takımlarıyla İzmir şampiyonu olmuşlardı. Bir ay sonra Afyona gidilecekti.Gidilecekti de Cevher nasıl gidecekti.
      Günler hızla geçiyordu Cevher babasından izin almalıydı Afyonda bir hafta kalacaklardı Babası hayatta izin vermezdi. İmdadına Halil ustası ile Kamil ustası yetiştiler. Halil ustanın Afyondan alınması gereken malları vardı.İşleri yoğundu gidemiyordu. Kamil ustanın eşi ve kızıyla Cevheri bir haftalığına Afyona göndermeleri gerekiyordu.Cevher alınacak kumaşları tanıyor ve biliyordu.Üstelik kardeşi de orada olacaktı Cevheri tanıyor ve tanıdık biri gelmezse o kumaşları vermeyeceğini söylüyorlardı. Kamil ustanın hanımı da Afyonlu idi  beraber gidip gelecekler o süreç içinde Cevher
Kamil ustanın eşinin ailesinin evinde kalınacaktı.
      Plan kusursuzca işliyordu. Hele birde Cevherin bir haftalığı önceden babanın eline tutuşturulunca. Cevherin izin olay çözülmüştü..Dışarı çıktıklarında Cevher
       '' Ustam gelince benim haftalığımdan kesersin azar azar olur mu''
       '' Olmaz Cevher evladım sen büyüyp basketboldan para kazanırsan gelir bana bu borcunu ödersin tamam mı ''
       '' Tamam Halil amca söz ödeyeceğim. Hemde basketboldan kazandıklarımla''
       Cevher hayatındaki ilk yolculuğuna çıkıyordu. Afyon. Afyon neresiydi acaba çok uzakmıydı. asıl bir yerdi nerede yemek yiyip nerede içecek nerede kalacaklardı. Hepsi kafasında muammaydı. Yolculuk günü otobüs terminaline gidildi. Otobüs Cevher belediye otobüsü görmüştü daha önce ama bu onlara benzemiyordu. Mercedes 302 yazıyordu otobüsün üstünde. Osman öğretmenle beraber iki öğretmen daha geliyordu yolculuğa.Koltuklara oturuldu. Cevher Hayati ile oturmuş Hayati önce davranıp cam kenarını kapmıştı. Cevher'e de koridora bakan koltuk kalmıştı hemna karşısında ise cam kenarında Hülya yanında da Pınar oturuyordu. Bu dörtlü senelerce hep aynı şekilde oturcaklardı ama bunu kendileri bile bilmiyordu henüz. Bu ilk yolculuklarıydı.
        Pınar.
        '' Orada bir otelde kalacakmışız Cevher''
        '' Otel mi? o ne ki ''
        '' İnsanların para vererek kaldığı odalarmış''
        '' Eeee bizde para var mı''
        '' Devlet karşılıyormuş masraflarımızı ''
        '' Yemekleri de orada mı yiyeceğiz ''
        '' Yok onun için lokantaya gideriz herhalde''
        Cevher lokantanın bile ne olduğunu bilmiyordu ama fazla aptal görünmemek için
        '' Ha iyi o zaman'' demekle konuyu geçiştirdi.
        Pınar
        '' Otelde kalacaksak yan odamızda kalın olur mu Cevher''
        '' Elbette ''
        Konuya Hülya da katıldı.
        ''Şifre yaparız''
        '' Nasıl yani '' dedi Hayati konuya katılarak
        '' Duvara bir kere vurduk mu  biz odadayız hazırlanıyoruz. iki kere vurduk mu gelin konuşalım olur. Sizde bir kere vurdunuz mu tamam bizde odadayız. İki kere vurdunuz mu geliyoruz olur''
        Bu şifrede yıllarca kullanacakları şifre olmuştu. Altı saatlik bir yolculuktan sonra Afyona varılmış Otobüs onlara bir ayrıcalık yapıp kalacakları otelin önünde indirmişlerdi. Beş kardeşler oteli.
Odalarına yerleştiler tıpkı planladıkları gibi yan odalara yerleştiler ve daha ilk yerleşmelerinde Hülya duvara vurmuştu
        '' Tak'' Hayati sesi duymuş duvara koşup yanıtı vermişti ''Tak'' Az sonra ikinci kez duvarları vuruluyordu.''Tak tak'' Bu sefer Cevher duvarın dibinde yattığından yanıt verme sırası ondaydı. Hayati ile Okyay'a baktı.Okyay ne olduğunu anlamamıştı ama çokta umrunda değil gibi duruyordu.
        Cevher
         '' Hayati kızlar çağırıyor idelim mi''
        Hayati
        '' Gidelim geliyormusun Okyay''
        '' Yok ben gelmeyeceğim siz gidin''
        Cevher duvarı iki kere tıkladı.Hayati ile beraber kızların odasına geçtiler. O akşam yemek saatine kadar orada oturdular konuştular oynadılar.Akşam yemeğinden önce öğretmenleri kura çekimine gidecekti. Hem kimlerle oynayacaklarını merak ediyorlardı hemde anın keyfini çıkarıyorlardı.Hele ki Cevher.keyfine ve mutluluğuna diyecek yoktu.
        Osman Hoca gelmiş Herkesin toplanmasını  yemeğe gidileceğini söylemişti. Aşağıda toplandılar ve lokantaya doğru gitmeye başladılar. Az ilerde bir levhaya doğru gidiyorlardı
        '' Beş kardeşler restaurant''
        Cevher pınara dönüp
        '' Hani lokantaya gidecektik''
        Pınar güldü.
        '' Bura lokantanın büyüğü ''
        '' Nasıl yani''
        '' Daha lüksü işte anla''
        '' Tamam anladım'' dedi Cevher ama bir bok anladığı yoktu.Hayatında hiç lokanta görmemişti ki daha lüksünün ne olduğunu bilsin. Restaurant'a girdiler onlar için masalar birleştirilmişti. Osman öğretmen.
       '' Oturun çocuklar masalara''
       Kızlar bir tarafa erkekler bir tarafa yerleştiler Cevher le Pınar karşı karşıya oturmuşlardı. Osman öğretmen yemeklerin olduğu bölüme gitti sonra öğretmenlerin oturduğu masaya oturdu.Servis başlamıştı.Cevher şaşkındı kendine özel bir tabakta yiyecekti ilk defa yemeğini. Önce çorbalar geldi Cevher çorbaya baktı.Bu nasıl bir çorba idi ne tarhana çorbasına nede nadiren evlerinde yapılan mercimek çorbasına benziyordu. Cevher Kelle paça çorbasıyla tanışıyordu. Bunu yiyeceklerdi tek yoksa bu yenilirmiydi ki.
        Pınar
        '' Kelle paça çorbası çok güzel olur'' dedi ve kaşığını çorbaya daldırdı. Ekmeksiz içmeye başladı. Hemen hemen herkes ekmeksiz içiyorlardı çorbalarını. Cevher içinden ekmek yemeden nasıl karınları doyacak ki bunların diye düşünüyordu. Cevher arkadaşlarına uydu varsın aç kalacaksa kalsındı. Çorbaların bitmesine yakın yeni tabaklar önlerine konulmaya başlandı.Cevherin Tas kebabıyla tanışma vakti idi.Önünde bir tabak yemek ve içi sırf et doluydu. Yanına pirinç pilavı ve salata da konulmuştu hemde hepsi kendine özeldi.Kimseyle paylaşması aç kalmamak için hızlı yemesi de gerekmiyordu üstelik.Cevherin çok hoşuna gitmişti bu olanlar. Bambaşka bir dünyaya adım atmış gibiydi.Dayak yok, işe gitmek için koşuşturmaca yok. Hayal bile edemeyeceği güzellikler yaşıyordu.
        Keyifle yemeklerini yediler üstelik üzerine birde baklava yemişlerdi. Düşünsenize baklava. Sadece bayramlarda yediği şeydi baklava.Şimdi akşam yemeğinde yiyordu.Otele döndüler  ve hep yapacakları gibi gene aynı odada mesajlaşma sonucu buluştular.Tam bir hafta boyunca her maç sonrası her yemek sonrası ta ki yatana kadar.
        Kızlı erkekli gene birinci olmuşlardı. Sıradaki şehir Uşak tı gene benzer bir yalanla oraya da gidilmiş gene otelde yan odalarda kalınmış ve gene birincilik gelmişti. O senenin son şehri kalmıştı Bursa ve Türkiye şampiyonluğu için oynayacakları son maçlar. Bursa da Ankara Ted koleji okuluyla zorlanmalarına rağmen kıran kırana geçen bir maçla onları yenmişler.Hem kızlarda hem erkeklerde Türkiye Şampiyonu olmuşlardı.
        İzmir de okulda kutlamalar yapılıyordu onar için.Gene herkesin ailesi oradaydı Cevherin hariç. Bu sefer Cevher de söyleyemezdi ailesine çünkü her şeyi gizli saklı yapmıştı. Bir sene sonra Cevher beşinci sınıfa geçtiğinde de Mimar Sinan İlkokulu hem kız hem erkek öğrencilerde Türkiye şampiyonluğunu almışlardı.iki senedir benzer yalanlar üretiliyor ve maçlara gidiliyordu. Her gittikleri yolda da yerde de grup hep beraberdi.Hem okulda hem sporda arkadaşlıkları sürüp gitmişti.Onların birer resmi artık okul duvarlarını süslüyordu.İlk okul bitmiş tüm takım Vedide Baha Pars Orta okuluna geçmişlerdi.
        Cevher ortaokula yazılması için babasına gitmiş ama babası işlerinin yoğunluğunu bahane göstererek okul kaydına oğlunu götürmemişti.Son çare akraba yaratmaktı okulun hademesi İsmail Cevherin dayısı gösterildi ve okula kaydı öyle yapıldı. Cevher yabancı dil olarak İngilizceyi istiyordu ama.Sporcu olduğundan ve okulun tüm sporcuları aynı sınıfta toplama isteklerinden dolayı en uygun dil saatleri bakımından Almanca olmuştu.
         Erkekler bir sınıfta kızlar başka bir sınıfta toplanmışlardı. Okulun Beden Eğitimi Öğretmeni olan Ferit öğretmen bir üst yaş grubunu çalıştırdığından Osman Öğretmen gene takımının başındaydı. Maçlar başlamış ve gene zorlanmadan bir İzmir şampiyonluğu gelmişti.Yakında Konya ya gidilecekti ve Cevher o kış gevrek satıcılığı yapıyordu boş vakitlerinde yani babasıyla konuşmaktan başka çaresi kalmamıştı.
         Cevher babasının  karşısına dikilmiş elindeki altın madalyaları babasına uzatarak. Baba bak bunları ben kazandım. Babası madalyalara bakmış
          ''Ne onlar'' demiş
          '' Altın madalya baba''
          '' İyi güzel aferin sana''
          '' Sağol baba''
          Başka hiç bir şey dememişti babası sadece bir kuru aferin.Ne suçlamış ne gururlanmış nede herhangi bir sorgulama da bulunmuştu. Sadece aferin demişti.
          Cevher başka bir şey konuşmaya gerek görmemişti. Babasına ve eve para getirdikten sonra ne yaptığının önemi yoktu babası için. Öyleyse dışarı maçlara gidebilmesi için kazandığı paralardan kenara atmalı giderken bu paraları haftalığım diye ailesine verip gidecekti.Düşündüğü gibi de yaptı. Cevherin kardeşleri Cevherin sporla uğraştığını biliyorlardı ama onlarda işleriyle meşguldüler. Doğrusu şu an Cevherin sporunu düşünecek zaman değildi onlar için.
          Okulda her teneffüs gene hep beraber oluyorlardı Hülya,Pınar, Hayriye.Hayati ve Cevher sürekli beraberlerdi Hayati ile  Cevher o kadar iyi arkadaş olmuşlardı ki yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. Okul sonrasında bile beraberlerdi.Hayatinin para sorunu yoktu. Cevher ise para kazanmak zorundaydı. Hayati Cevherin antrenmanlara  daha rahat katılabilmesi için amcasının yanında iş ayarlamıştı. Şimdi hatırı sayılır bir para da kazanıyordu.Üstelik hem sevildiği bir ortamda hemde sevdiği arkadaşıyla beraberdi.
          Sırasıyla Konya'ya Denizli'ye ve Türkiye şampiyonluğu için İstanbul'a gitmişler ve bu beşli gene hep beraber olmuşlardı.Bu sefer onları zorlayan İstanbul Oruç gazi ortaokulu olmuş ama Türkiye şampiyonluğunu almayı bir kez daha başarmışlardı. İzmir'e döndüklerinde gene kutlamalar yapılmış hediyeler verilmişti. Vedide Baha Pars ilk Türkiye şampiyonluğunu kazanmıştı onlar sayesinde.
         Cevher matematik dersinden çıkmıştı ki okulun Müdür yardımcısı Özkan öğretmen Hayati ile Cevheri odasına çağırıyordu. Cevher ile Hayati Özkan öğretmenin odasına gittiler. Özkan öğretmeni yanlarında Ferit öğretmenle buldular. Özkan öğretmen eliyle içeri gelmelerini işaret ettikten sonra.Cevher ile Hayati içeri girdiler. Özkan öğretmen kısa boylu tepesi açılmış saçları ve sürekli giydiği kahverengi takımıyla okulda bilinirdi. Fen bilgisi öğretmeniydi aynı zamanda ikisininde.Ferit öğretmen ise aynı Osman Öğretmen gibi devamlı eşofmanla okulda gezerdi. Boynunda düdüğü ile dolaşırdı. Uzun boylu ve oldukça genç bir öğretmendi oda Hayati gibi Karadenizli idi  Karadeniz'in Ordu ilinden. Özkan öğretmen
         '' Çocuklar toparlanın bu hafta sonu Ankara ya gideceksiniz''
         '' İkimi mi öğretmenim'' dedi Hayati
         '' Evet yalnız ikiniz ''
         '' Neden ki öğretmenim'' dedi Cevher
         Ferit Öğretmen
         '' Çocuklar siz okulumuzun gururu oldunuz. Gösterdiğiniz başarılardan dolayı sizi Yıldız milli takım seçmelerine Ankara'ya çağırıyorlar. Biletleriniz okula geldi Cumartesi yola çıkacaksınız ve onbeş günlük bir kampa tabi tutulacaksınız. Sizi Ankara da karşılayacaklar. Hadi şimdi gidin ailelerinize haber verin''
         Haber okulda çabucak duyulmuştu. İlk kutlayan Pınar olmuştu Cevher ile Hayatiyi Koşturarak eve gittiler. Cevher eve geldiğinde babası evde oturmuş yemek yiyordu. Heyecanı her halinden belli olan Cevher babasına
         '' Baba Yıldız milli takımı için Ankara ya gideceğiz. Hayati ile ben''
         '' Aferin oğlum. Ne zaman gideceksiniz''
         '' Bu Cumartesi baba''
         Babası Cevherin ayakkabılarını göstererek
         '' Bu ayakkabı ile mi gideceksin''
         '' Evet baba''
         '' Gel benimle''
         Babası önde Cevher iki adım gerisinde yola düştüler Tepecik pazarına indiler orada spor ayakkabıları satan bir yere girdiler. Babası oğlunun basketbol oynadığını ona göre güzel bir ayakkabı vermesini istedi ayakkabıcıdan.
         '' Tamam Hakkı efendi verelim '' dedi ayakkabıcı belli ki babasını tanıyordu
         Cevher yeni spor ayakkabılarını almıştı. Boğazlı bir ayakkabıydı ilk defa böyle bir ayakkabısı olmuştu. Hemde ona babası almıştı. Babasının ona aldığı ilk ayakkabı olmuştu.genelde ağabeylerinin küçülen ayakkabıları ile idare ediyordu.Cevher sevinçten uçuyordu. Babası Cevheri sen eve git buradan benim işim var diyerek Cevheri eve göndermişti. Cevher eve gitmeden önce soluğu Berber Kamil ustasında almıştı. Ne de olsa en büyük pay onun sayılırdı.Haber berberde bayram sevinci yarattı. Mahalleden biri milli takıma gidecekti. Herkes Cevheri kutluyordu
         Kamil usta
         '' Ne zaman yolculuk Cevher''
         '' Bu Cumartesi Kamil ustam''
         '' Şuna iki gün sonra desene''
         '' Evet ustam''
         '' Saat kaçta''
         '' Akşam dokuzda usta''
         '' Tamam evlat. Şimdiden hayırlı yolculuklar sana. Ayakkabımı aldın''
         '' Babam aldı''
         '' Baban ha ''
         '' Evet usta babam''
         '' Harika ''
         '' Bana izin ustam babam dönmeden eve gitmeliyim''
         Kamil usta Cevherin alnında öperek.
         '' Başaracağını biliyordum evlat biliyordum''
         Ertesi gün okulda bütün gününü beşli beraber geçirmişti. Cumartesi yola çıkılacaktı ve Cevherin beşli olmadan ilk yolculuğu idi bu. Vedalaşıp ayrıldılar. Cumartesi olmuş Cevheri garaja En büyük ağabeyi bırakmıştı. Hayati de oradaydı tüm ailesi ile beraber. Cevherin ağabeyi Cevheri onlara emanet ettikten sonra hızla oradan uzaklaştı. Saat dokuza geliyordu.Otobüse binme zamanı gelmişti. Cevher birinin kendisine seslendiğini duydu.
          '' Cevher''
          Cevher sesin geldiği yöne döndü. Gelen Kamil ustasıydı. Cevheri yolcu etmeye gelmişti. Cevher çok mutlu olmuştu.İlk defa biri onları yolcu edecekti.Ustasının yanına gitti
          '' Hoş geldin ustam''
          Kamil usta Cevhere sıkı sarıldı.
          '' Git ve bizi daha fazla gururlandır evlat''
          '' Söz ustam söz yapacağım''
         Otobüsün kalma zamanı gelmişti.Ustasının elini öptü .Kamil usta
         '' Evlat al bunları ''
         Cevher Kamil ustanın elindeki paralara baaktı
         '' Bu ne için ustam''
         '' Mahalleli kendi aralarında topladılar Cevher üç beş kuruş harçlık işte''
         '' Alamam ustam ''
         '' Almazsan pek çok seni seven ve başarılı olmak isteyen ağabeyini üzersin''
         '' Ama usta''
         '' Al şunları''
         Cevher çaresiz kendisine uzatılan parayı aldı. Aslında başka çaresi de yoktu.Çünkü cebinde bir kuruş bile yoktu.Şimdi cebinde tam on lira vardı ona bir ay yeterdi bu para.
         Otobüs son çağrısını yaptı. Cevher ustasından izin isteyip otobüse koştu ve bindi. Otobüs yola Ankara ya gitmek için hareket etti. Pencereden el salladılar kendilerini uğurlayanlara. Az sonra otobüs garajdan çıktı. Onlar da koltuklarına oturdu. Cevher ve hayati yolculuklarına başlamışlardı hedef Ankara idi. Cevher gayri ihtiyari yan tarafındaki koltuğa döndü.Pınar diyecekti  ki onun otobüste olmadığını unutmuştu. Yan koltukta yaşlı bir çift oturuyordu.Otobüs Salihliye varmıştı Hayati uyuyordu. Her ne hikmetse Cevher sadece Pınarı düşünüyordu. Ne oluyordu böyle neden Pınar hep aklında idi, neden gözlerini yumduğunda hep Pınar'ı görüyordu. Bir anlam veremiyordu bu durumuna.Ne oluyordu Cevhere. Ankara ya gidene kadar uyku tutmamıştı Cevheri Hayati bolca uyumuştu. Bindikleri otobüs Ankara da garaja girip peronuna yanaştığında Cevher ile Hayatiyi iki kişi karşıladılar yanlarında Poliste vardı. Onları Polis arbasına bindirip kalacakları otele gittiler.
Akün Hotele.
            Büyükbaba derin bir soluk aldı. Kızlar
            '' Hadi büyükbaba burada kesemezsin''
            '' Geç oldu çocuklar yarın okulunuz da var hadi yataklarınıza bakalım yarın akşam devam ederiz''
            Kızlar odalarına geçtiklerinde büyükbabanın anlattıklarını düşünüyorlardı.
           Zülal
           '' Dedemin ilk aşkı galiba Pınar isminde bir kızdı herhalde.Aynı senin ismin gibi''
           '' Evet hem benim hem büyükannem gibi''
           '' Pınar büyükannen yaşasaydı kaç yaşında olacaktı şimdi''
           '' Bilmem hiç sormadım ama yetmişlerinde olurdu herhalde''
           ''  Dedem gibi yani''
           '' Evet galiba öyle''
           '' Kız bu Pınar anneannen olmasın''
           '' Yok canım olamaz isim benzerliğidir. Büyükannem hep İstanbul da yaşamış. Hiç İzmir de olmamış ki bildiğim kadarı ile''
           '' Galiba haklısın olma olasılığı yok''
           '' Yani''
           '' Hadi yatalım''
           '' İyi geceler Zülal''
           '' Sana da Pınar''
           İki arkadaş sabaha yeni bir güne uyanmak amacı ile gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldılar.

       
         

1 Ocak 2016 Cuma

ADI AŞK BÖLÜM 3 PART 1

             Gün herkes için güzel geçmişti. Akşam olmuş yemekler yenilmiş,sohbetler edilmiş,yatma zamanı gelmişti. Nurettin beyle Melis hanım odalarına çekilmek için izin istemişlerdi. Pınarda onlarla beraber odaya girdi.
             '' Anne baba bir şey söylemeliyim size''
             Nurettin bey
             '' Buyur söyle bakalım küçük hanımefendi''
             '' Babacığım büyükbaba saat 6.30 da kalkar düzenli olarak hergün''
             '' Öylemi. Pazar gününde demi''
             '' Vallah babacığım benimde bu evde ilk pazar günüm olacak ama bildiğim kadarıyla öyle''
             Melis hanım
             '' Hayırdır kızım ne zoru var ki büyükbabanın ''
             '' Ben kısaca anlatayım siz ona karar verin olur mu''
             '' Peki kızım anlat bakalım.Seni dinliyoruz'' dedi annesi
             Pınar
             '' Büyükbaba erkenden kalkar Zülali çağırır ama onu o an görseniz şaşırırsınız sanki üstünden tır geçmiş gibi görünür zayıf,yorgun,halsiz ve yürüyemiyecek halde ''
             Nurettin beyde Melis hanımda duyduklarına inanamıyordu. Görüp tanıdıkları adam olamazdı bu kızlarının anlattığı.Pınar devam etti.
             '' Zülal onu önce lavaboya götürür, bende kahvaltıyı için çayı demlemeye giderim.Sonra salonda buluşuruz. Hani o ortada üstü örtülü şey var ya''
             '' Hah işte bende onu soracaktım ayıp olur diye sormadım büyükbabaya. Sahi o ne ve neden üstü örtülü''
             Pınar annesine gülümseyerek konuşmasına devam etti.
             '' O bir boy aynası anne. Büyükbaba onun karşısına gelir, orada durur. Aynanın üstündeki örtü toplanır. Yan tarafta duran koltuğun üstüne konur.  Sonra Zülal dolaptan Büyükbabanın kemanını alır. Büyükbabaya verir.''
            Melis hanım
            '' Sabah sabah keman çalıyor deme''
            '' Anneciğim ona çalıyor denemez. Büyükbaba kemanını çalmıyor kemanıyla bir bütün oluyor,konuşuyor,dertleşiyor,ağlaşıyor. Ben hiç büyükbaba gibi keman çalabilen insan olacağını sanmıyorum. Sabah sizde bu söylediklerimin doğruluğuna şahit olacaksınız''
           Nurettin beyde Melis hanımda duyduklarına inanamıyorlardı.
           Nurettin bey
           '' Hani şu yürüyemiyecek kadar yorgun olarak uyandığını söylediğin büyükbaba mı yapıyor bunları''
           '' Evet baba evet O kemanını çalarken büyük değişim başlıyor. O yorgun bitkin adam gidiyor
Yerine genç cıvıl cıvıl hayat dolu bir adam geliyor''
          Nurettin bey
          '' İlginç sabah olmasını iple çekeceğim şahsen. O anı görmeyi şimdiden istiyorum''
          '' Bende bey bende. Bak şimdi uyku da tutmaz beni meraktan''
          Pınar annesinin konuşmasından sonra kendi gülmesinin geçmesini bekledikten sonra.
          '' Dahası da var Anne''
          '' Dahası da mı var. Neymiş onlar.''
          '' Onuda yarın sabah anlarsınız anneciğim.Bende yatmaya gideyim artık hadi Allah rahatlık versin.''
           '' Pınar kızım ya büyükbaba o koltukta rahat uyuyabilecek mi. Kalktı kendi yatağını bize verdi.
İçim pek rahat değil''
           '' Bende Zülale aynı şeyi sordum anne. Zülalin anne ve babası geldiğinde de Büyükbaba o koltukta yatıyormuş. O yüzden o koltuğu biraz özel yaptırmış.Eskiden koltukçu imiş büyükbaba. Bir yatakta olması gerekende fazlası var diyor Zülal.''
           '' Mutlaka öyledir de gene de huzursuz oluyor insan be kızım''
           '' Haklısın anneciğim de Zülal özellikle sizin o konuda sıkılmamanızı, büyükbabanın orada çok daha rahat uyuduğunu bilmenizi istedi''
           '' Bu saatten sonra yapacak bir şey yok zaten kızım.Hadi sende git yat madem sabah erken kalkacağız. Uykusuz kalma.''
           '' Haklısın anneciğim hadi size tekrar iyi geceler''
           '' Sana da güzel kızm,''
           Pınar odadan çıktı.Salona şöyle usulca baktı büyükbaba ne yapıyor  diye. Büyükbabanında yatağında olduğunu görünce kendi odasına Zülalin yanına döndü.
           Zülal
           '' Uyudu mu sizinkiler''
           '' Birazdan uyurlar. Sabahı anlattım kısaca onlara''
           '' Kesin deli mi bu adam demişlerdir ''
           '' Yok vallah be demediler öyle bir şey ''
           '' Biliyorum demeyeceklerini kuzum ya şaka yaptım''
           İki arkadaş gülüştüler.Zülal
           '' Seninki facebooktan sana yazmış. Senden yanıt alamayınca bana yazdı.''
          '' Tahmin ettim zaten sana yazacağını arayı düzelt mi dedi sana''
          '' Onun gibi bir şey işte. Yok sakıncalı bir şey yokmuş alan da filan.Bende madem öyle diyorsun Pazartesiye kadar o sorunu halleder gelir durumu Pınara anlatırsın'' dedim
          '' Şimdi söyleyemem,Zamanı gelince söylerim ama söyle ona benden uzak durmasın.'' diye yazdı
          '' Yapma Allah aşkına Öner söyleyemiyeceğin ne olabilir. Hem Pınar kesin kararlı sen söylemeden asla seninle konuşmaz. Aynı şeyi Murat ta bana yapsa. Aynı karşılığı alır benden de .Eğer bir gelecek düşünüyorsak birbirimizle ilgili. Bu birliktelikte hayatımızla ilgili sır olmamalı . O yüzden ben Pınara hak veriyorum. Asla senin yanında olamam. Bu konu sen Pınara anlatıncaya kadar benim içinde kapanmıştır.'' yazdım
           '' İyi demişsin aşkımdan ölürüm gene de konuşmam tüm gerçekliğiyle her şeyi bana anlatana kadar.'' Sonra
          '' Murat ne diyor,ne düşünüyor bu konuda'' diye sordu Zülale
          Onunla da yazıştık Pınar Murat sana tamamen hak veriyor. Önerin yanlış işler yapmayacağını söylüyor ama anlatmamasını onaylamıyor.
           '' Korkuyorum Zülal''
           '' Biliyorum tatlım.Korkmakta da haklısın.''
           '' Zülal o adamlardan değil Önere bir zarar verecekler. yada bu olay ilişkimizi değiştirecek diye korkuyorum. Öneri kaybetmeyi istemiyorum.Onu seviyorum''
          '' Biliyorum hayatım biliyorum''
          '' Offff her şey düzelecek değil mi Zülal ''
          '' Düzeleceğine eminim Pınar. Hem büyükbabam da elini koydu bu işe.Göreceksin bak her şey çok çabuk halledilecek ve tekrar eski mutlu günlerimize döneceğiz''
          '' İnşallah Zülal, İnşallah tatlım''
          '' Hadi bizde yorgunuz uyumaya çalışalım biraz Pınar''
          '' Haklısın canım. Hadi uyuyalım.Allah rahatlık versin''
          '' Sana da Pınarcığım.Sabah ola hayır ola ''
          İki arkadaş ışığı söndürüp yataklarında uyumaya çalıştılar. Kafalarında soru çoktu ama yorgunlukta had safhadaydı. Bir süre sonra ikisi de sızıp kalmışlardı yorgunluktan ve uykusuzluktan.
         Sabah ilk Nurettin beyle  Melis hanım uyanmışlardı. Nede olsa gündüz de uyumuş kısmen dinlenmişlerdi.Birde üstüne sabah olacakları merak ediyorlardı. Nurettin bey saate baktı. Saat sabahın altısını beş geçiyordu. Herhalde birazdan herkes uyanırdı. Nurettin bey yatakta Melis hanıma doğru yan dönüp,Dirseğinin üzerinde doğrularak eşine sevgi dolu gözlerle baktı.
        '' İyi ki seninle evlenmişim''
        '' Bende aşkım''
        Nurettin bey eşine doğru eğildi. İkisininde gözleri kapanmış, dudakları birbirleriyle buluşmuştu. Uzun soluksuz bir öpücük olmuştu bu. Melis hanım gözleri aşkla kocasına bakarak.
        '' Seni seviyorum ''
        Nurettin bey karısının üstüne eğilip bir kez daha dudaklarını buluştururken
        '' Bende seni aşkım bende seni''
        Büyükbabanın sesini duymasalar. Bu öpüşmenin sonu daha ileriye gideceği muhakkaktı. Büyükbabanın  Zülal diye bağıran sesiyle kendilerini toparlamışlar. Yavaşça yataklarından çıkmış,olan  biteni izlemeye çalışıyorlardı.Pınar anne ve babasının uyandığını görünce. Yanlarına gidip kısık sesle
        '' İsterseniz salona geçin siz babacığım'' dedi
        Nurettin beyle Melis hanım yavaş hareketlerle salona geçip ikili koltuğa oturdular.Pınar hemen hızla büyükbabanın önce yatağını topladı sonra aynanın üsütündeki örtüyü de kaldırıp katlayarak yandaki sehpanın üstüne koydu. Az sonra büyükbaba da aynanın karşısında ki yerini almıştı.
        Nurettin beyde Melis hanımda şaşkınlık içindeydiler. Tamam kızları bir şeyler anlatmıştı ama büyükbabayı  kendi gözleri ile görünce, Kızlarının  anlattıklarının büyükbabnın  gördükleri durumu yanında hafif bile kalırdı.Çok daha kötü bir büyükbaba görmüşlerdi.Karşılarında duran sanki yaşlı bir adam değil ölüm anı gelmiş can çekişen ve son nefesini her an verecekmiş gibi duran bitkin,yorgun nefes almakta bile zorlanan bir adam vardı.
       Zülal dolaptan babasının kemanının bulunduğu kılıfı almış,içindeki kemanı ve yayı büyükbabanın ellerine teslim etmişti. Büyükbaba kemanını boynuna yerleştirip, o çok iyi bildiği parçayı notalara bile gerek duymadan çalmaya başlamıştı.Kemandan çıkan notaların ahengi ve güzelliği sihri başlatmış önce büyükbabayı  sonra diğerlerini değişimin içine almıştı. Büyükbaba çaldıkça içerideki armoni festivali büyüyor ve hepsini etkiliyordu.Nurettin beyde Melis hanımda şaşkınlık içindeydiler.Bu nasıl bir müzik bu nasıl bir keman konçertosu idi. Hele büyükbabanın geçirdiği değişimin tek bir adı vardı evrim...
        Melis hanım kendisine hiç yabancı gelmeyen bu konçertoyu hayatında ilk defa dinlediğine yemin edebilirdi. Ama ne hikmetse bu müziği, bu notaları daha önceden duymuş ve yakınen tanıyor gibiydi. Hayran olmuş gözleriyle büyükbabaya bakıyor ve gözyaşlarının usulca yanağından süzülmesine engel olamıyordu.Tıpkı büyükbaba gibi,tıpkı eşi gibi, kızlar gibi. Büyükbabanın çaldığı bu konçertonun bitmesini hiç istemiyordu.Ölünceye kadar dinleyebileceğini içten içe biliyor.İçine dolan huzuru,mutluluğu ve sevgiyi sindirmeye ve onu kabullenmeye hazırlanıyordu.
        Her güzel şey bitermiş derler ya Büyükbabanın konçertosu da son notalarını çalmış ve ortalığı derin bir sessizlik kaplamıştı.Ne bir alkış vardı nede ses sadece sessizlik huzurun sessizliği. Büyükbaba kemanı boynundan bambaşka bir adam olarak indirdi. Aynaya sevgi dolu gözlerle bakarak
        '' Beğendin mi hayatım;Bak bugün kalabalığız,Pınar kızımın annesi ve babası da buradalar. Bu sabah hem senin için hemde onlar için çaldım söyle beğendin mi ''
        Nuretin beyin ve Melis hanımın iyice şaşıran gözlerine aldırmadan Zülal ve Pınar büyükbabalarının yanına gittiler.
        '' Beğendi büyükbaba hemde çok beğendi'' dediler. İşte o an Nurettin beyde Melis hanımda kızlarının onların yatacağı odadan çıkmadan son söylediği sözler akıllarına geldi '' Dahası da var'' İşte kızlarının sözünü ettiği an kesinlikle bu olmalıydı. Büyükbabayı tanımasalar ve ilk defa bu şekilde ayna ile konuştuğunu görselerdi '' Bu yaşlı adam kafayı sıyırmış'' derlerdi ama büyükbaba'yı çok iyi tanımışlardı. O aynada konuştuğu çok sevdiği ve yitirdiği bir kadın olmalıydı ve büyük olasılıkla bu kadın Zülalin büyükannesi idi.
       Büyükbaba kemanını kaldırması için Zülale vermiş aynaya dönüp misafirleriyle ilgilenmesi gerektiğini söyleyip izin istemiş ve Pınarın boy aynasını örtmesi  ile Yurdakul maqlikanesinde gün başlamıştı. Büyükbaba
       '' Hadi kahvaltımızı yapalım sonra isterseniz bir yerlere gidelim ne dersiniz''
       '' İyi olur deriz büyükbaba'' dedi Nurettin bey
       Melis hanım gözlerindeki yaşı bir peçete yardım ile sildikten sonra büyükbabanın yanına gelip sevgi dolu gözlerini de büyükbabaya dikerek. Büyükbabanın elini dudaklarına götürüp şefkatle ve sevgiyle öptü
       '' Teşekkür ederim Cevher baba teşekkür ederim''
       Büyükbaba boşta olan eliyle Melis hanımın saçlarını okşayıp
       '' Asıl ben teşekkür ederim beğendiğine çok sevindim''
       '' Beğenmez olurmuyum Cevher baba, Beni aldın cennetlere götürüp getirdin''
       Büyükbaba duyduklarına çok sevinmişti. Melis hanım
      '' Cevher baba bu çaldığın eserin bir adı var mı''
      '' Elbette var kızım. Biz ona aşkın keman konçertosu diyoruz''
      '' Biz derken Cevher baba biz derken kim le siz''
      '' Büyükbaba bu soruyu yanıtsız bırakmış sadece gülümsemekle geçiştirmişti. Nurettin bey eşinin yanına gelmiş ve onun koluna girerek.
      '' Aşkım hadi yorma büyükbabayı''
      Büyükbaba Nurettin beye sevgi ile bakmış. Melis hanımda kocasının kolunu tutmasıyla bir adım geriye çekilmişti.Bu arada kızlar boş durmamış kahvaltı masasını hazırlamışlardı bile.Zülalin sesi duyuldu.
         '' Hadi sofraya''
         '' Karnı aç olanalar bu tarafa lütfen '' diyen de Pınar olmuştu.
         Hep beraber sofraya oturdular ve karınlarını doyurmaya başladılar. Büyükbaba
         '' Ne dersiniz kahvaltıdan sonra Şirince köyüne gidelim mi''
         Nurettin beyde
         '' İnan Cevher baba içimi okudun.Bende ne zamandır ailemle orya gitmeyi düşünüyordum. Çok çok iyi olur.Hem orayı gezer hem de o bahsedilen ünlü şaraplarından tadarız.''
         '' Tamam o zaman karar verildi sayıyorum. Kahvaltı sonrası Şirinceye gidiyoruz'' diye son noktayı büyükbaba koydu.
          Kahvaltı sofrası toparlanıp her şey yerli yerine konulmuş, Şirinceye gitmek için hazırlıklara başlanmış. Beş on dakika içinde de yola çıkmak için Nurettin beyin arabasına bayanlar arkada erkekler önde oturacak şekilde doluşmuşlardı.
          Şirince köyü İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı,Yeşil zeytin ağaçları ile süslenmiş tepelerin arasında Rum'lar tarafından kurulmuş Eski adı  buradaki dağlara vurup yerleşen kırk kişinin  oluşturduğu bir yer olduğu için Kırkınca olan, sonra rumların kirkince ve Çirkince olarak değiştirip söylediği bu isim.Savaş sonrası nüfus mübadelesi sonucu buradaki rum'ların,Trakya da yaşayan müslümanlarca değişmesi sonucu. Dönemin valisi Kazım Dirik tarafından Şirince olarak değiştirilmiş.Zeytin yağı ve şarabıyla ünlü ve İzmir de gezmek denilince ilk akıla gelen yerlerden olan küçük şirin bir köydü.
           Yaklaşık bir saatlik bir yolculuktan sonra Şirinceye varılmış.Her taraf gezilmeye çalışılmış.Öğle vakti olduğunda hem yöresel yemekleri hemde ünlü Şirince şarabını tatmak için kendilerince beğendikleri bir yere oturup hem karınlarını doyurmuş hemde lezzetli Şirince şarabının tadına bakmışlardı. Nurettin bey araba kullandığı için sadece tadına bakmakla yetinmişti.Akşama doğru Şirince köyünü terk ederken Bir kaç şişe şarap almayıda ihmal etmemişlerdi. Nurettin bey ancak pazartesi akşamı İstanbul'a vardığında Bu güzel şarabın tadına iyice varabilecekti.
            Gezi bitmiş eve dönmüşlerdi. Yorgundular ama harika bir gün geçirmişlerdi. Ve yarın iş vardı Nurettin beyle Melis hanımda evlerine dönmek zorundaydılar. Büyükbaba.
            '' Çocuklar yoruldunuz isterseniz bu gece burada yatın sabah yola çıkarsınız ne dersiniz''
            Nurettin bey
            '' Gitmemeyi bile düşünebilirdik Cevher baba da. Maalesef işimiz gücümüz ekmek paramız orada.''
            '' Haklısın oğlum ama iyice dinlenip yola öyle çıkın.Yolunuz uzun''
            Pınar
            '' Büyükbabam haklı akşam yemekten sonra çıkarsınız yola. Böylece bende biraz daha özlemimi gidermiş olurum''
            '' Peki kızım.Öyle yaparız hem bizde seni çok özlüyoruz ''
            '' Eeee tamam o zaman evlat daha sık gelin sizde o zaman''
            '' Elbette Cevher baba bizde çok isteriz''
            '' Biz hep buradayız değil mi kızlarım seve seve bekleriz sizleri''
            Pınar da Zülal de '' Seve seve bekleriz hemde'' dediler.
            Herkes yorgunluktan bir koltuğa atmıştı kendini. Televizyonu açıp seyretmeye başladılar. Bir süre yorgunluklarını attıktan sonra Zülal,Pınar ve Melis hanım mutfağa geçtiler akşam yemeği için hazırlık yapmaya başlayacaklardı ki  Buzdolabında Perihan hanımın daha önceden yaptığı yemeklerden musakka  ve hiç dokunulmamış dolma yemeği duruyordu. Melis hanımın getirdikleri aşağıdaki raftaydılar..Birbirlerine baktılar ne yiyelim gibilerinden, Sonra buzdolabından dolmayı çıkarmaya karar verdiler.
            Büyükbaba ile Nurettin bey içeride oturmuş sohbet ediyorlardı.Bayanlar masayı yiyeceklerle donattılar. Hep beraber geçip akşam yemeği yenildi.sonra herşey toparlanıp eski yerlerine bulaşıklar da bulaşık makinesine konuldu.
            Nurettin beyle Melis hanım hiç gitmek istemeseler de hayatın gereklilikleri vardı ve onlarda bu gerekliliğe uymak zorundaydılar. Yavaş yavaş hazırlıklarına başladılar. Eşyalar toplandı çantalara konuldu. Çantalarda arabanın bagajına.Az sonrada Nurettin beyle Melis hanımda geriye İstanbul'a dönmeye hazırlardı.Vedalaşmalar, tekrar ve en kısa sürede buluşma istek ve dilekleriyle birbirlerine sunulup  Nurettin bey ve Melis hanım arkalarından bir maşrapa su dökülerek kazasız belasız gitme temennisiyle ve eve vardıklarında aramaları istemiyle İstanbul'a  uğurlandı.
             Büyükbaba ve kızlar içeri girmişlerdi. Bu iki günün yorumlarını yapıyorlardı. Dolu dolu geçen iki gün. Büyükbaba kendini biraz yorgun hissediyordu. Gezme yaşlı adamı yormuştu.Üçlü koltuğa Televizyonun karşına geçip koltuğa uzandı ve kendini uykuya teslim etti.Onun uyuduğunu gören kızlar büyükbabanın üstünü örtüp. Sessizce bilgisayarlarını çıkarıp. Facebook ve twitter hesaplarıyla oyalanmaya başladılar.Aslında ikisi de yorgundular ama uyumaya niyetleri yoktu. Büyük baba uyanırsa büyükbabanın hikayesine kaldığı yerden devam etmesini isteyeceklerdi.
Bir saat sonra bekledikleri an gelmiş. Büyükbaba uyanmış ve su istemişti. Hemen büyükbabanın istediği su getirilmiş ve büyükbabanın iki yanına ilişilmişti. Büyükbaba kızların niyetini anlamıştı.
            '' Pes yani hiç değilse bir kendime gelmemei bekleseydiniz''
            '' Hadi ama büyükbaba çok merak ediyoruz,anlat ne olur''
            '' Sizi yaramazlar peki nerede kalmıştım''
            Pınar atıldı
           '' Okulda antremanlara başlamış ve bir ayseçmelere katılmıştın büyükbaba''
           Büyükbaba
          '' Ha tamam hatırladım. Bir aylık deneme sürem bitmiş. Son gün okul takımına girecekler açıklanıyordu... Osman Hocamız takıma girenlerin ismini okumaya başlamış. Hepimiz tüm dikkatimizi öğretmenimize vermiştik.''